15 Ocak 2026 Perşembe

MİRAÇ: GÖĞE ÇIKMAK MI, YERDE KALABİLMEK Mİ?

 MİRAÇ: GÖĞE ÇIKMAK MI, YERDE KALABİLMEK Mİ?

Rüştü Kam
14 Ocak 2026 – Berlin
Miraç gecesi anlatılırken çoğu zaman gözümüz göğe çevrilir.
Kaç kat sema geçildiği, kimlerle görüşüldüğü, neyin nasıl olduğu konuşulur.
Anlatı büyüdükçe gerçekler geri çekilir.
Oysa asıl soru şudur: Miraç neden anlatıldı?
Bu soruyu sormadan Miraç’ı anlamak mümkün değildir. Çünkü Miraç, zafer günlerinin kutlanışı değil; tükenmişliğin eşiğine gelmiş, yorulmuş bir insana verilen moral desteğidir.
Peygamberliğin Mekke dönemi tam on üç yıl sürdü.
Kocaman bir on üç yıl…
Ve bu uzun sürenin sonunda davete icabet eden insan sayısı yaklaşık iki yüzdü. Üstelik bu küçük topluluğun büyük kısmı kölelerden, kimsesizlerden, toplumun en alt tabakalarından oluşuyordu. Kurtuluş umuduyla Hz. Muhammed’in çağrısına kulak vermişlerdi.
Bu on üç yılın sonunda:
Ne bir şehir kazanılmıştı,
ne bir düzen kurulmuştu,
ne de Mekke’de güç dengeleri değişmişti.
Bugünden bakınca “zafer yürüyüşü” gibi görünen o yol, o günün içinden bakıldığında yorgun, yalnız ve kırık umutların yürüyüşüydü.
Hz. Muhammed’in Taif yolculuğu bu kırılmanın en sert anıdır. Ambargodan yeni çıkmışken, bin bir umutla yola koyulur. “Hiç değilse akrabalarım var” diyerek gider Taif’e. Ama taşlanarak döner. Mekke’ye yeniden girişini ise bir kefil sayesinde yapabilir. O kefil Mut‘im b. Adiy’dir. Müşriktir; ama ahlâklıdır.
Bu tarihî detay bile başlı başına bir ders niteliğindedir.
Yanında artık ne Hatice vardır ne Ebû Tâlib.
Korumasızdır.
Kimsesizdir.
Bunalmıştır.
Hendek’te yaşanacak sıkışmışlığın benzeri, burada ruhunu kuşatır. Neredeyse Allah’ın varlığını sorgulamaya başlayacaktır. İnsanî bir eşikte durur. Tam bu noktada, İsrâ—gece yürüyüşü ile yeniden ayağa kalkar.
İşte Miraç anlatısı tam bu ruh hâlinin ardından gelir.
Burada durmak gerekir. Çünkü soru artık şudur:
Bu gecede gerçekten göğe çıkılan fiziksel bir yolculuk mu anlatılmaktadır, yoksa yerde ilerlemekte zorlanan bir peygambere açılan yeni bir pencere midir?
Kur’an bu konuda son derece temkinlidir.
Bir “gece yürüyüşünden” söz eder. “Kulu Muhammed’i, bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını göstermek için Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksâ’ya yürüten Allah, her türlü eksiklikten münezzehtir.” (İsrâ, 17/1)
Detaylara girmez.
Kat kat gökleri, uzun tasvirleri, hikâyeleşmiş sahneleri özellikle anlatmaz.
Bu bir eksiklik değil, bilinçli bir tercihtir.
Çünkü Kur’an için önemli olan bu yürüyüşün nasıl olduğu değil, peygamberine ne söylediğidir.
İslam itikadı, imanı, masalsı anlatılara bağımlı hâle getirmez. İman; akla, sorumluluğa ve hayata yaslanır. Bu nedenle Miraç’ı ayrıntılı bir gök seyahati gibi sunmak, onu inancın merkezine yerleştirmek itikadî savrulmaları beraberinde getirebilir.
Rivayetlerde anlatılan gece yürüyüşü, tarihsel bağlamda okunduğunda sembolik bir dildir. Bu dil, peygamberin yalnız olmadığını; kendisinden önceki vahiy geleneğinin kopmadığını, yolunun meşru ve evrensel olduğunu anlatır.
Asıl söylenen şudur:
Peygamberin morale ihtiyacı vardı.
Yeniden motive olmaya, yeniden ayağa kalkmaya, sevgiye, sevgiliye, anlam kurmaya ihtiyacı vardı.
Ve bu gece yürüyüşü ona şunu fısıldıyordu: “Göklerde gördüğün umut, yerde kurulmadıkça anlamlı değildir.”
Rüyalarda gösterilenler, vizyonlar, semboller…
Hepsi tek bir hedef içindir: Yeryüzünde başarılacak olanlar için.
Gece yürüyüşü (Miraç), bu anlamda bir kaçış değil; bir kaçış teklifinin reddidir.
Yaratıcı ona “Göğe sığın” demez.
“Yerde yürümeye devam et” der.
Nitekim kısa süre sonra Medine kapısı aralanır. Gerçek başarı gökte değil, toplum kurma iradesinde ortaya çıkar.
Bugün Miraç’ı yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Göğe kaçmak için değil, yeryüzünde sorumluluk almak için. Adaletsizlik karşısında susmamak, zulme alışmamak, umudu kaybetmemek için.
Dünyanın bu karanlık günlerinde, insanlığa yeniden bir yön göstermek için…
Miraç, göğe çıkmak için değil; yere düşmemek için, anlatılmıştır. Ve belki de en dürüst cümle şudur: Gece yürüyüşü anlatıldı, çünkü Peygamber de insandı.
Yoruldu.
Yalnız kaldı. Ama O vazgeçmedi. Mevlası O’na omuz verdi ve yoluna devam etti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder