8 MART’TA KUTLANAN NEDİR: KADIN MI, KADININ İSTİSMARI MI?
Rüştü Kam
8.03.2026 / Berlin
Her yıl 8 Mart geldiğinde dünyanın dört bir yanında aynı cümle tekrar edilir:
“Kadınlar gününüz kutlu olsun.”
Mesajlar yazılır.
Konuşmalar yapılır.
Çiçekler dağıtılır.
“Kadınlar gününüz kutlu olsun.”
Fakat bütün bu sözlerin arasında çoğu zaman sorulmayan bir soru vardır:
Gerçekten neyi kutluyoruz?
Kadına verilen değeri mi?
Yoksa modern dünyanın kadına sunduğu yeni istismar biçimlerini mi?
Eğer mesele gerçekten kadına değer vermekse, insan ister istemez şu soruyu sorar:
Kadın bugün gerçekten daha çok mu saygı görüyor?
Yoksa yalnızca daha görünür bir istismarın içine mi sürükleniyor?
Kutlanan Nedir: Kadın mı, Kadının İstismarı mı?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlanıyor.
Kutlansın kutlanmasına da insan sormadan edemiyor:
Neyi kutluyoruz?
Niçin kutluyoruz?
Kimin emriyle kutluyoruz?
Bugün dünyanın dört bir yanında konuşmalar yapılıyor, mesajlar yayımlanıyor, sosyal medyada sayısız kutlama cümleleri dolaşıyor. Fakat bütün bu sözlerin arasında şu temel soru sorulmuyor:
Bu çağda kadın gerçekten kadın olarak ana olarak değer görüyor mu?
Tarih boyunca kadının yaşadığı en büyük sorunlardan biri istismar olmuştur.
Orta Çağ Avrupa’sına bakıldığında kadın çoğu zaman bir eşya gibi görülmüş, hakları sınırlanmış, toplumsal hayatın dışına itilmiştir. Peki bugün gerçekten büyük bir değişim yaşandığını söylemek mümkün müdür?
Dün kadının emeği sömürülüyordu.
Bugün de sömürülüyor.
Dün kadının bedeni üzerinden menfaat devşiriliyordu. Bugün de devşiriliyor.
Aradaki fark özde değişim değildir, yalnızca biçimde değişimdir.
Orta Çağ’da kadın açıkça bastırılan bir varlıktı. Doğrudur.
Bugün de özgürlük söylemleri altında tüketilen varlık yine kadındır. Buna kim itiraz edebilir?
Modern dünyanın, kadına sunduğu sözde özgürlük, kadını daha görünür bir istismar alanına sürüklemiştir. Bu yadsınamaz bir gerçektir.
Bu durumda “kadınlar gününüz kutlu olsun demek ne demektir?
Kimler kimlerin davulunu çalıyor?
Reklamdan eğlence sektörüne, modadan medya dünyasına kadar birçok alanda kadının varlığı, insanî değeriyle değil, bedeniyle ölçülmektedir. Modern çağın en büyük çelişkilerinden biri de budur. Çıplak kadın modern kadındır.
Son yıllarda ortaya çıkan Jeffrey Epstein skandalı, bu gerçeğin en çıplak örneklerinden biri değil midir?
Dünyanın en güçlü çevreleriyle ilişkileri olan bir kişi.
Kurduğu kirli bir istismar ağı.
Ve o ağın mağdurları…
Bunlar genç kızlar ve kadınlar değil midir?
Kadın haklarının en çok konuşulduğu çağlardan birinde…Böylesine büyük bir istismar ağının yıllarca varlığını sürdürebilmiş olması…Gerçekten düşündürücü değil midir? Siz ey 8 Mart kadın hakları savunucuları; yıllardan beri devam eden bu kepazeliği neden görmediniz?
Sahi siz kimin hakkını savunuyorsunuz?
Ve savunduğunuz şey gerçekten hangi hak?
Eğer siz gerçekten kadınların onurunu korunuyorsanız;
21. yüzyılda yaşanan bu kepazeliğin izahını kadın hakları savunucuları olarak nasıl yapacaksınız? Sizlerin dilinden yazılan yazılarda, o kepazeliğin kınandığı bir cümleye rastlamadım.
Siz ey 8 Mart kadın hakları savunucuları; sahi siz kimin davulunu çalıyorsunuz?
Kadını onurlandırmak, yılda bir gün mesaj yayımlamakla olmaz.
Kadını vitrinlere koyarak olmaz.
Hem de çıplak olarak…
Onları reklamların nesnesi hâline getirerek hiç olmaz.
Sloganlara hapsetmekle de olmaz.
Çünkü kadını yücelten şey;
onu tüketimin malzemesi haline getirmek değil,
kadın olarak, insan olarak onurunu korumaktır.
İnsan onurunu yücelten şey bedeni tüketmek değil, haysiyeti korumaktır. Bir toplum kadına nasıl bakıyorsa, aslında kendi insan anlayışını da ortaya koyar. Bir anayı tüketimin bir parçasına dönüştüren bir düzen, ne kadar modern görünürse görünsün…Özünde insanı küçülten bir düzendir.
Çünkü kadın annedir. İnsan neslinin devamını sağlayan… İnsanı doğuran… Büyüten… Terbiye eden…Toplumun ilk mektebi olan annedir.
Bugün modern kültür içinde annelik geri plana itilmiştir.
Kadının değeri başka ölçülerle belirlenmektedir:
görünürlük,
popülerlik,
tüketim,
gösteri…
Kadın çoğu zaman hem tüketilen hem de tüketimin aracı hâline getirilen bir varlığa dönüştürülmektedir.
Belki de bugün sormamız gereken soru şudur: Sahi siz hangi kadının hakkını savunuyorsunuz?
Ve savunduğunuz o şey ne menem bir haktır?
Eğer kadın hâlâ beden üzerinden kurulan bir düzenin merkezinde tutuluyorsa…
Eğer kadın istismarı modern dünyanın ortasında hâlâ varlığını sürdürebiliyorsa…
O zaman ortada kutlanacak bir zafer yoktur. Üzerinde düşünülmesi gereken derin bir çelişki vardır.
Sahi siz hangi kadının hakkını savunuyorsunuz?
Kadınlar Günü…
Şımarık mesajların günü olmamalıdır.
Yılışık kutlamaların günü olmamalıdır.
Anaların istismar edildiği bir dünyada…
“Kadınlar gününüz kutlu olsun” demek…
Bütün bu istismarın ortasında…
Biraz da acı bir ironi değil midir?
Belki de bugün yapılması gereken kutlamak değildir;
Kadının onurunun nerede nasıl kaybolduğunu aramaktır.
Çünkü bir toplum kadına nasıl bakıyorsa…
kendi geleceğine de öyle bakıyor demektir.
Sahi siz hangi kadının hakkını niçin savunuyorsunuz?