BERLİN'DE
DÖRDÜNCÜ NESLİN İNŞASI
Türk Toplumunun Geleceğine
Yönelik Eğitim, Kültür ve Kurumsallaşma Proje Önerisi
T.C. Berlin Başkonsolosluğuna
Rüştü Kam
Türk Eğitim Derneği Başkanı
Sayın Başkonsolosum,
Öncelikle, akşam gerçekleştirilen dernek başkanları toplantısında söz almak
istediğimi, ancak süre ve usul gerekçesiyle söz hakkı verilemediğini belirtmek
isterim. Benim gibi söz alamayan başka katılımcılar da olmuştur. Yankı Bey de
bu duruma şahittir.
Bu vesileyle, gelecekte yapılacak benzer toplantılar için küçük bir usul
önerimi de paylaşmak isterim: Katılımcı sayısının fazla olduğu toplantılarda,
konuşma süreleri yerine öncelikle soru ve önerilerin alınması, her katılımcıya
belirli bir süre tanınması, daha fazla kişinin görüşlerini ifade edebilmesine
imkân sağlayacaktır. Ayrıca, toplantıların ardından yazılı önerilerin ilgili
makamlara iletilebileceği bir mekanizma oluşturulması da faydalı olacaktır.
Ancak asıl üzerinde durmak istediğim konu, Sayın Oktay Bey'in gündeme
getirdiği dördüncü neslin inşası meselesidir.
Sayın Oktay Bey
ve değerli heyet üyeleri, Berlin'e hoş geldiniz. Hepinize saygılarımı
sunuyorum.
Almanya'da yaşayan Türk
toplumunun geleceği, bugün yetişmekte olan genç nesillerin eğitimine, kültürel
donanımına, toplumsal konumuna ve kurumsal imkânlarına bağlıdır. Artık dördüncü
neslin yetiştiği bu dönemde, geçmişten devraldığımız dilimizi, kültürümüzü ve
değerlerimizi korumak tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda gençlerimizin
Almanya'nın eğitim, bilim, ekonomi ve sosyal hayatında güçlü, donanımlı ve
etkin bireyler olarak yer almalarını sağlayacak kalıcı yapılar kurmak
zorundayız. Bunun için aileden eğitime, öğretmen ve din görevlisi
yetiştirilmesinden özel okullara, öğrenci yurtlarından üniversitelere, kültür
merkezlerinden sivil toplum kuruluşlarına kadar uzanan bütüncül ve uzun vadeli
bir yol haritasına ihtiyaç vardır. Bu proje önerisi, Türk toplumunun
Almanya'daki geleceğini günübirlik çalışmaların ötesine taşıyarak, planlı,
kurumsal, sürdürülebilir ve gelecek nesillere kalıcı eserler bırakacak bir
anlayışla ele almak amacıyla hazırlanmıştır. Temel hedefimiz; kimliğini ve
köklerini bilen, yaşadığı ülkenin diline, hukukuna ve toplumsal değerlerine
hâkim, iyi eğitimli, özgüvenli, üretken ve toplumlar arasında köprü kurabilen
bir dördüncü neslin yetişmesine katkı sağlamaktır.
1. Önce nerede olduğumuzu
bilmeliyiz
Muhammed İkbal'in şu sözü, meseleyi anlamak bakımından son derece
önemlidir:
“Nerede olduğunuzu bilmezseniz, nereye gideceğinizi tayin edemezsiniz.”
Biz Berlin'de yaşıyoruz. Dördüncü neslin inşası gibi önemli bir sorumluluk
üstleniyorsak önce kendimize şu soruları sormalıyız:
- Nerede inşa edeceğiz? Berlin'de ve Almanya'da.
- Kim inşa edecek? Bizler; ailelerimiz, eğitimcilerimiz, sivil toplum
kuruluşlarımız ve devlet kurumlarımız.
- Nasıl inşa edeceğiz? İşte üzerinde düşünmemiz ve somut projeler
geliştirmemiz gereken asıl mesele budur.
Bir hedef ortaya koymak önemlidir. Ancak o hedefe ulaşmak için gerekli
kurumlar, eğitim altyapısı, insan kaynağı ve finansman oluşturulmadıkça
hedefler temenniden öteye geçemez.
Bugün temel sorunumuz, dördüncü nesilden ne beklediğimizden ziyade, bu
nesli yetiştirecek eğitim ve kültür kurumlarını yeterince oluşturamamış
olmamızdır.
Bu nedenle aşağıdaki önerilerin bir bütün olarak değerlendirilmesini ve
aşamalı bir eylem planına dönüştürülmesini teklif ediyorum.
2. ANA DİL EĞİTİMİ VE AİLELERİN
BİLİNÇLENDİRİLMESİ
Dördüncü neslin kimlik inşasında ilk mesele ana dilidir.
A. Nitelikli ana dil eğitimi
Çocuklarımızın Türkçeyi yalnızca günlük konuşma dili olarak değil, okuyup
yazabilecekleri, düşünebilecekleri ve kendilerini ifade edebilecekleri düzeyde
öğrenmeleri sağlanmalıdır.
Bunun için:
- Almancaya ve Alman eğitim sistemine hâkim, çocuk gelişimi konusunda
donanımlı, iki dilli öğretmenlerden yararlanılmalıdır.
- Mevcut Türkçe derslerinin niteliği ve verimliliği gözden
geçirilmelidir.
- Alman eğitim sistemiyle uyumlu, çocukların yaş gruplarına göre
hazırlanmış çağdaş Türkçe eğitim materyalleri geliştirilmelidir.
- Öğretmenlerin mesleki gelişimleri için düzenli eğitim programları
uygulanmalıdır.
Öğretmen yalnızca Türkçe bilen kişi olmamalıdır. Çocuğun yaşadığı toplumu,
kültürü ve eğitim ortamını da tanımalıdır. Çocuğun dünyasına girebilmeli,
onunla ortak bir dil kurabilmelidir.
B. Ailelerin bilinçlendirilmesi
Ana dil eğitimindeki en önemli sorunlardan biri, bazı ailelerin Türkçenin
çocuklarının geleceğindeki önemini yeterince kavrayamamış olmasıdır.
Bu nedenle aileler bilinçlendirilmelidir.
Camiler ve dinî kuruluşlar, toplumla doğrudan temas kurabilen önemli
kurumlardır. Bu imkândan yararlanılmasını öneriyorum.
Almanya genelindeki camilerde, eş zamanlı olarak ayda bir kez ana dilin
önemi hakkında bilgilendirici hutbe veya sohbetler düzenlenebilir.
Ayrıca ailelere yönelik seminerler, bilgilendirme toplantıları ve rehberlik
çalışmaları yapılmalıdır.
Böylece ana dil
eğitimi yalnızca okulların veya derneklerin sorumluluğu olmaktan çıkarılarak
ailelerin de sahiplendiği toplumsal bir mesele hâline getirilebilir.
C. ÖĞRETMEN VE İMAM YETİŞTİRME PROGRAMI
Dördüncü neslin geleceğini inşa
edebilmek için nitelikli öğretmen ve din görevlilerinin yetiştirilmesi
öncelikli konular arasında yer almalıdır.
a.Türkçe öğretmeni
yetiştirilmesi
Almanya'da lise eğitimini
tamamlayan ve öğretmenlik mesleğine ilgi duyan gençlerimiz arasından başarılı
adaylar belirlenerek Türkiye'deki üniversitelerin ilgili eğitim fakültelerinde
öğrenim görmeleri için burs ve destek programları oluşturulmalıdır.
Bu gençlerimizin özellikle Türkçe
öğretmenliği, Türk dili ve edebiyatı ve iki dillilik eğitimi alanlarında
yetişmeleri teşvik edilmelidir. Eğitimleri süresince Almanya'nın eğitim
sistemi, iki dilli çocukların ihtiyaçları ve Türkçe öğretiminin Almanya'daki
koşulları konusunda da bilgi ve deneyim kazanmaları sağlanmalıdır.
Mezuniyet sonrasında Almanya'da
Türkçe öğretmeni olarak görev yapabilmeleri için diploma tanıma, mesleki
yeterlilik ve ilgili eyaletlerin istihdam şartları doğrultusunda gerekli
düzenlemeler ve kurumlar arası iş birlikleri oluşturulmalıdır.
b. İmam ve din görevlisi
yetiştirilmesi
Benzer bir program, Almanya'da
görev yapacak imam ve din görevlilerinin yetiştirilmesi için de uygulanmalıdır.
Lise mezunu gençlerimiz arasından
bu alana ilgi duyan ve gerekli nitelikleri taşıyan adaylar belirlenerek
Türkiye'deki ilahiyat fakültelerinde eğitim almaları burslarla
desteklenmelidir.
Adayların dinî bilgi ve
formasyonlarının yanı sıra Almanca dil yeterliliği, Almanya'nın toplumsal
yapısı, gençlerle iletişim, aile rehberliği, dinler arası diyalog ve birlikte
yaşama kültürü konularında da donanım kazanmaları sağlanmalıdır.
Eğitimlerini tamamlayanların
Almanya'daki ilgili dinî kurumlarda görev alabilmeleri için gerekli mesleki ve
kurumsal şartlar gözetilerek istihdam modelleri geliştirilmelidir.
c. Burs, staj ve istihdam
güvencesi
Her iki program için Türkiye ve
Almanya'daki ilgili eğitim kurumları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları
ve dinî kurumlar arasında iş birliği protokolleri hazırlanmalıdır.
Öğrencilere eğitim bursu, barınma
desteği ve staj imkânı sunulmalı; mezuniyet sonrasında Almanya'da mesleklerini
icra edebilmeleri için gerekli tanınma ve istihdam süreçleri önceden
planlanmalıdır.
Amaç: Kendi toplumunun dilini, kültürünü ve
değerlerini bilen; Almanya'nın eğitim ve toplumsal yapısına hâkim; mesleki
açıdan donanımlı öğretmenler ve din görevlileri yetiştirerek gelecek nesillere
nitelikli hizmet sunulmasını sağlamaktır.
3. TÜRKİYE'Yİ TANITMA VE KÜLTÜREL BAĞLARI GÜÇLENDİRME
Almanya'da doğup büyüyen çocuklarımızın önemli bir bölümü Türkiye'yi
yeterince tanımamaktadır.
Türkiye onlar için çoğu zaman aile ziyaretlerinden ibaret kalmaktadır. Oysa
Türkiye'nin coğrafyasını, tarihini, kültürünü, mutfağını, sanatını ve doğal
güzelliklerini tanımaları gerekir.
Bu amaçla:
- Almanya'da yaşayan çocuklar ve gençler için her yıl Türkiye'yi tanıma
programları düzenlenmelidir.
- Bu programlar en az on günlük eğitim ve kültür gezileri şeklinde
planlanmalıdır.
- Tarihî şehirler, müzeler, kültürel miras alanları, üniversiteler ve
doğal güzellikler ziyaret edilmelidir.
- Gençlerin Türkiye'nin farklı bölgelerini ve kültürel zenginliklerini
tanımaları sağlanmalıdır.
Bu geziler yalnızca turistik faaliyetler olarak görülmemeli; eğitim
programlarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
4. TARİH BİLİNCİ VE MEDENİYET
EĞİTİMİ
Çocuklarımızın kendi tarihlerini ve medeniyet birikimlerini tanımaları,
özgüvenli bir kimlik geliştirmeleri açısından önemlidir.
Bugün bazı gençlerimiz, Türklerin tarihi hakkında kendilerine yöneltilen
aşağılayıcı ve genelleyici ifadeler karşısında yeterli bilgiye sahip olmadıkları
için kendilerini ifade etmekte zorlanmaktadır.
Bunun çözümü, başka toplumları küçümsemek veya üstünlük iddiasında bulunmak
değil; kendi tarihini doğru kaynaklardan öğrenen, eleştirel düşünebilen ve
özgüvenli bireyler yetiştirmektir.
Bu kapsamda:
- Türk tarihi, İslam tarihi ve yakın tarih alanlarında yaş gruplarına
uygun eğitim programları hazırlanmalıdır.
- Tarihî şahsiyetler, devlet adamları, düşünürler, bilim insanları ve
sanatçılar tanıtılmalıdır.
- Türk ve İslam medeniyetinin bilim, sanat, mimari ve düşünce alanındaki
katkıları anlatılmalıdır.
- Belgeseller, kısa filmler, dijital içerikler ve eğitim materyalleri
hazırlanmalıdır.
- Tarihî eserler ve müzeler ziyaret edilerek yerinde öğrenme imkânı
sağlanmalıdır.
Amacımız ezberci bir tarih öğretimi değil, tarih bilinci ve medeniyet
farkındalığı kazandırmak olmalıdır.
5. DİN VE MANEVİYAT EĞİTİMİ
Çocuklarımıza din eğitimi verilmesi önemlidir. Ancak bu eğitim yalnızca
temel ilmihal bilgilerinin aktarılmasıyla sınırlı kalmamalıdır.
Din; ahlak, vicdan, sorumluluk, adalet, merhamet, insan hakları ve birlikte
yaşama kültürü çerçevesinde ele alınmalıdır.
Bu kapsamda:
- Yaş gruplarına uygun, sorgulamaya ve anlamaya dayalı din eğitimi
programları hazırlanmalıdır.
- İslam düşünce tarihi, ahlak felsefesi ve medeniyet birikimi
tanıtılmalıdır.
- İslam tarihinde iz bırakmış düşünürler, âlimler ve bilim insanları
gençlere anlatılmalıdır.
- Dinî ve tarihî mekânlara, müzelere ve medeniyet merkezlerine eğitim
gezileri düzenlenmelidir.
Bu geziler kapsamında Hicaz bölgesi, Özbekistan, Irak ve diğer İslam
coğrafyalarındaki tarihî ve kültürel mirasın tanıtılması değerlendirilebilir.
Bu tür programlar ilgili ülkelerin şartları ve güvenlik koşulları dikkate
alınarak planlanmalıdır.
Buradaki temel hedef, dinini bilen, ahlaklı, sorgulayabilen ve farklı
inançlarla bir arada yaşama kültürüne sahip gençler yetiştirmektir.
6. OSMANLI MUTFAĞI VE MESLEKİ
EĞİTİM
Kültürümüzü tanıtmanın en etkili yollarından biri de mutfak kültürümüzdür.
Bu nedenle Almanya'nın eyaletlerinde, imkânlar ölçüsünde Osmanlı ve Türk
Mutfağı Eğitim Merkezleri kurulmasını öneriyorum.
Bu merkezlerde:
- Geleneksel Osmanlı ve Türk yemekleri öğretilmeli,
- Gençlere aşçılık ve gastronomi alanında mesleki beceriler
kazandırılmalı,
- Türk mutfak kültürü Alman toplumuna tanıtılmalı,
- Gastronomi alanında mesleki eğitim ve istihdam imkânları
oluşturulmalıdır.
Böylece kültürel mirasımız korunurken gençlerimizin meslek edinmesine ve
ekonomik hayata katılmasına da katkı sağlanacaktır.
7. EYALETLERDE KÜLTÜR VE EĞİTİM
MERKEZLERİ KURULMASI
Yukarıdaki çalışmaların sürdürülebilir olması için kurumsal bir altyapıya
ihtiyaç vardır.
Bu nedenle Almanya'nın eyaletlerinde, yerel şartlara uygun olarak Türk
Kültür ve Eğitim Merkezleri kurulmasını öneriyorum.
Bu merkezlerde:
- Türkçe ve Almanca dil kursları,
- Halk oyunları eğitimleri,
- Müzik ve enstrüman kursları,
- Ebru ve geleneksel sanat eğitimleri,
- Resim ve güzel sanatlar kursları,
- Tarih ve medeniyet seminerleri,
- Gençlik ve aile eğitim programları,
- Mesleki gelişim faaliyetleridüzenlenmelidir.
Bu merkezler yalnızca Türk toplumuna değil, Alman toplumuna ve diğer
kültürlerden insanlara da açık olmalıdır.
Böylece
kültürümüzü kendi içimizde yaşatmanın yanında, yaşadığımız toplumla paylaşma
imkânı da doğacaktır.
8. ÖZEL OKULLAR, ÜNİVERSİTE YURTLARI VE TÜRK-ALMAN ÜNİVERSİTESİ
Dördüncü neslin geleceğini
güvence altına almak istiyorsak yalnızca kurslar, kültür merkezleri ve dönemsel
eğitim programlarıyla yetinemeyiz. Okul öncesinden yükseköğretime kadar uzanan
güçlü ve sürdürülebilir bir eğitim altyapısı oluşturmalıyız.
Bu amaçla Almanya'nın eğitim
sistemi ve yürürlükteki mevzuatı çerçevesinde şu projelerin hayata
geçirilmesini öneriyorum:
A. Türk-Alman özel eğitim
kurumları açılmalıdır.
Berlin başta olmak üzere, Türk
nüfusunun yoğun olduğu eyaletlerde, gerekli izin ve akreditasyon şartları
yerine getirilerek özel okullar kurulması teşvik edilmelidir.
Bu okullarda:
·
Almanca
ve Türkçe eğitimi güçlü bir akademik altyapıyla yürütülmeli,
·
Her
iki ülkenin tarih ve kültürü dengeli biçimde tanıtılmalı,
·
Matematik,
fen bilimleri, teknoloji ve sosyal bilimlerde nitelikli eğitim verilmeli,
·
Öğrencilerin
hem Alman yükseköğretim sistemine hem de uluslararası eğitim imkânlarına
hazırlanması sağlanmalıdır.
Amacımız çocuklarımızı toplumdan
ayırmak değil; iki dili ve iki kültürü de iyi bilen, akademik açıdan donanımlı
ve toplumsal hayata katkı sunan bireyler yetiştirmektir.
B. Üniversite öğrencileri
için öğrenci yurtları açılmalıdır.
Almanya'nın farklı şehirlerinde
üniversite eğitimi gören Türk gençleri için uygun maliyetli, güvenli ve eğitim
odaklı öğrenci yurtları kurulmalıdır.
Bu yurtlar yalnızca barınma
ihtiyacını karşılayan mekânlar olarak düşünülmemelidir. Aynı zamanda:
·
Kütüphane
ve çalışma alanları,
·
Akademik
danışmanlık ve mentorluk hizmetleri,
·
Kariyer
ve meslek yönlendirme programları,
·
Kültürel
ve sosyal faaliyetler,
·
Gençlerin
birbirleriyle bilgi ve tecrübe paylaşabilecekleri ortamlar
sunmalıdır.
Özellikle ekonomik imkânları
sınırlı, başarılı ve yükseköğrenim görmek isteyen gençlere burs ve barınma
desteği sağlanması değerlendirilmelidir.
C. Türk-Alman
üniversiteleri kurulması teşvik edilmelidir.
Türkiye ile Almanya arasındaki
tarihî, ekonomik, bilimsel ve kültürel ilişkiler dikkate alındığında, iki
ülkenin ortak akademik birikimini bir araya getirecek üniversitelerin kurulması
önemli bir hedef olmalıdır.
Bu amaçla Türk ve Alman
üniversitelerinin ortaklığıyla, ilgili ülkelerin yükseköğretim mevzuatına uygun
biçimde yeni üniversiteler veya ortak yükseköğretim kurumları oluşturulması önerilmektedir.
Bu kurumlarda özellikle:
·
Mühendislik
ve teknoloji,
·
Yapay
zekâ ve bilişim,
·
Tıp
ve sağlık bilimleri,
·
Hukuk
ve sosyal bilimler,
·
Eğitim
bilimleri,
·
Ekonomi
ve uluslararası ticaret,
·
Türk-Alman
ilişkileri ve kültür araştırmaları
alanlarında eğitim ve araştırma
faaliyetleri yürütülebilir.
Öğretim dili Türkçe, Almanca ve
ihtiyaç duyulan alanlarda İngilizce olarak planlanabilir.
Bu üniversiteler yalnızca Türk
gençlerine değil, Alman ve diğer ülkelerden gelen öğrencilere de açık
olmalıdır.
Böylece Almanya'daki Türk toplumu
yalnızca mevcut eğitim sisteminden yararlanan bir topluluk değil, bilim ve
yükseköğretim alanında da kurumlar oluşturan, bilgi üreten ve iki ülke arasında
akademik köprü kuran bir topluluk hâline gelebilir.
Bu üç öneriyi birbirinden
bağımsız projeler olarak değil, çocuklarımızın okul öncesinden üniversiteye
kadar uzanan eğitim yolculuğunu destekleyen bütüncül bir eğitim stratejisinin
parçaları olarak değerlendirmeliyiz.
9. EYALETLERDE KÜTÜPHANELER VE
GENÇLİK ÇALIŞMA ALANLARI
Her eyalette, imkânlar ölçüsünde Türkçe ve Almanca kaynakları bir arada
bulunduran kütüphaneler kurulmalıdır.
Bu kütüphaneler yalnızca kitap okuma alanları olarak düşünülmemelidir.
Aynı zamanda:
- Gençlerin ders çalışabilecekleri,
- Araştırma yapabilecekleri,
- Bilgisayar ve internet imkânlarından yararlanabilecekleri,
- Kültürel etkinliklere katılabilecekleri,
- Birbirleriyle fikir alışverişinde bulunabilecekleri
çok amaçlı eğitim ve gençlik merkezleri olarak tasarlanmalıdır.
Gençlerimize kitapla, bilgiyle ve araştırmayla buluşabilecekleri ortamlar
sunmalıyız.
10. TÜRK LOBİSİ VE SİVİL TOPLUMUN
ETKİNLİĞİNİN ARTIRILMASI
Almanya'da yaşayan Türk toplumunun sosyal, ekonomik, kültürel ve hukuki
haklarının korunması ve geliştirilmesi için daha güçlü bir temsil mekanizmasına
ihtiyaç vardır.
Bu amaçla, Almanya'nın demokratik hukuk düzeni ve siyasi katılım imkânları
çerçevesinde, profesyonel bir Türk sivil toplum ve lobi yapılanması
oluşturulmasını öneriyorum.
Bu yapı:
- Türk toplumunun sorunlarını araştırmalı ve raporlamalı,
- Yerel ve federal düzeyde karar vericilerle iletişim kurmalı,
- Gençlerin eğitim ve istihdam sorunlarını gündeme taşımalı,
- Ayrımcılık ve hak ihlalleriyle mücadelede destek sağlamalı,
- Türkiye ile Almanya arasında toplumsal ve kültürel ilişkilerin
gelişmesine katkıda bulunmalıdır.
Bu yapılanmanın finansmanı öncelikle Almanya'daki iş insanlarımızın,
vakıfların ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla oluşturulabilir.
Kamu kurumlarımız da hukuki çerçeve içinde proje, uzman personel, eğitim
materyali ve teknik donanım desteği sağlayabilir.
11. FİNANSMAN, KOORDİNASYON VE UYGULAMA
MODELİ
Bütün bu önerilerin hayata geçirilebilmesi için en önemli ihtiyaçlardan
biri finansmandır.
İyi fikirler, yeterli kaynak ve koordinasyon olmadan uygulamaya dönüşemez.
Bu nedenle:
- Berlin'de ilgili kurumların, derneklerin, eğitimcilerin, iş insanlarının
ve uzmanların katılımıyla bir koordinasyon kurulu oluşturulmalıdır.
- Almanya genelinde mevcut eğitim ve kültür kurumlarının envanteri
çıkarılmalıdır.
- Öncelikli projeler belirlenerek üç yıllık bir eylem planı
hazırlanmalıdır.
- Projelerin finansmanı için kamu destekleri, vakıflar, iş insanları ve
özel sektör katkıları araştırılmalıdır.
- Her proje için sorumlu kurum, bütçe, takvim ve ölçülebilir başarı
kriterleri belirlenmelidir.
- Yılda en az bir kez faaliyet ve sonuç raporu hazırlanarak ilgili
kurumlarla paylaşılmalıdır.
Burada özellikle vurgulamak istediğim husus şudur: Devletin görevi yalnızca
maddi destek sağlamak değildir. Kurumlar arasında koordinasyonu kolaylaştırmak,
toplumsal birlikteliği teşvik etmek ve uzun vadeli projelerin
sürdürülebilirliğine katkıda bulunmak da önemli bir sorumluluktur.
Sivil toplum kuruluşları, aileler, eğitimciler ve iş insanları da bu
sürecin aktif paydaşları olmalıdır.
12. SONUÇ VE TALEBİMİZ
Sayın Başkonsolosum,
Dördüncü neslin inşası, yalnızca bir kimlik meselesi değildir. Aynı zamanda
eğitim, kültür, meslek, toplumsal aidiyet ve gelecek meselesidir.
Çocuklarımızın hem Türkçeyi ve kendi kültürlerini iyi bilmelerini hem de
Almancaya, Alman toplumuna ve yaşadıkları ülkenin değerlerine hâkim olmalarını
istiyoruz.
Kendi kökleriyle bağını koruyan, yaşadığı topluma katkı sunan, iki dilli,
donanımlı, özgüvenli ve evrensel değerlere saygılı bir nesil yetiştirmeliyiz.
Bunu gerçekleştiremediğimiz takdirde, yalnızca dilimizi ve kültürümüzü
kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmayacağız; aynı zamanda gelecek kuşakların
eğitim, temsil ve toplumsal katılım imkânlarını da zayıflatmış olacağız.
Bu nedenle önerilerimin bir temenni listesi olarak kalmamasını, ilgili
kurumların katılımıyla değerlendirilmesini ve somut bir eylem planına dönüştürülmesini
talep ediyorum.
İlk aşamada Berlin'de bir Dördüncü Neslin İnşası Çalışma Grubu
kurulmasını ve bu önerilerin öncelik sırasına göre ele alınmasını teklif
ediyorum.
Çünkü mesele yalnızca bugünün çocukları değildir. Mesele, yarının Türk
toplumunun nasıl şekilleneceğidir.
Biz dördüncü nesli inşa etmek istiyoruz. Bunun için önce onu inşa edecek
kurumları, imkânları ve ortak iradeyi oluşturmalıyız.
Saygılarımla,
Müsadeniz olursa ha-ber.com adresinde de yayınlayabilirim…
FİZİBİLİTE, FİNANSMAN VE
UYGULAMA PLANLAMASI
Özel okulların açılması,
üniversite öğrencilerine yönelik yurtların kurulması ve Türk-Alman
üniversitelerinin hayata geçirilmesi, birbirinden farklı hukuki, mali, akademik
ve idari şartlara bağlıdır. Bu nedenle söz konusu üç projenin ayrı ayrı ve
kapsamlı fizibilite çalışmalarına tabi tutulması önerilmektedir.
Bu çalışmalar kapsamında:
·
Hukuki altyapı:
Almanya'daki federal ve eyalet düzeyindeki mevzuat, izin süreçleri, eğitim
standartları ve kurumsal yükümlülükler incelenmelidir.
·
Mali altyapı:
İlk yatırım maliyetleri, işletme giderleri, sürdürülebilir finansman
kaynakları, burs ve destek modelleri belirlenmelidir.
·
Akademik altyapı: Eğitim programları, öğretim kadrosu, akademik iş birlikleri, kalite
standartları ve akreditasyon şartları değerlendirilmelidir.
·
Kurumsal altyapı: Projeleri yürütecek vakıf, dernek, eğitim kurumu veya diğer uygun tüzel
kişilik modelleri araştırılmalıdır.
·
Uygulama takvimi: Her proje için kısa, orta ve uzun vadeli hedefler, aşamalar ve ölçülebilir
başarı kriterleri oluşturulmalıdır.
Fizibilite çalışmalarının,
Türkiye ve Almanya'dan eğitim uzmanları, hukukçular, mali müşavirler,
akademisyenler, yatırımcılar ve ilgili kurumların temsilcilerinden oluşacak
uzman ekiplerce yürütülmesi önerilmektedir.
Çalışmaların sonunda her proje
için ayrı bir uygulama ve finansman raporu hazırlanmalı; hangi projenin hangi
bölgede, hangi kaynaklarla, hangi takvim içerisinde ve hangi kurumsal yapı
altında hayata geçirilebileceği somut biçimde ortaya konulmalıdır.
Temel yaklaşımımız şudur:
Hedeflerimiz büyük olabilir; ancak bu hedeflere ulaşma yolumuz gerçekçi,
planlı, hukuka uygun ve sürdürülebilir olmalıdır.