13 Mart 2026 Cuma

FİDYE-FİTRE

 

 

FİDYE VE FİTRE

Rüştü Kam
11.03.2026 – Berlin

Ramazan ayında verilmesi gereken iki sadaka türü vardır: Fitre ve Fidye.

FİTRE

Fitre, şükür sadakası olarak verilir. Ramazan ayında durumu iyi olan Müslümanların şükür amacıyla vermesi gereken bir sadakadır. Sünnettir. Amaç sosyal adaletin sağlanmasıdır.

Evde yaşayan kişi sayısına göre verilir. Bir kimse, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin fitresini vermekle yükümlüdür.

Fıtır sadakasının kişi başına verilmesi hükmü, İslam fıkhında doğrudan Hz. Peygamber’in hadislerine dayanmaktadır. Kur’ân’da fitre adıyla ayrıntılı bir hüküm yer almaz; ancak yoksullara yardım ve infak emri genel bir ilke olarak vurgulanır (Bakara 2/177). Fitrenin miktarı ve bu miktarın kişi başına verilmesi gerektiği ise Hz. Peygamber’in tepitiyle belirlenmiştir.

Bu konuda en temel dayanaklardan biri Abdullah b. Ömer’den rivayet edilen şu hadistir:

“Resûlullah (s.a.v.), fıtır sadakasını küçük–büyük, hür–köle her Müslüman için bir sa‘ hurma veya bir sa‘ arpa olarak verilmesini emretmiştir.” (Buhârî ve Müslim)

Bir sa‘ hurma veya bir sa‘ arpa yaklaşık üç kilograma tekabül etmektedir. Hicrî birinci asrın toplumsal şartları dikkate alındığında, yani 7. yüzyıl Orta Çağ toplumunda hurma ve arpa, sofraya konan en değerli ve temel gıda maddeleri arasında yer almaktaydı. Bu nedenle söz konusu ölçünün, o dönemde insanların günlük temel beslenme ihtiyacını karşılayabilecek bir miktarı ifade ettiği anlaşılmaktadır. Günümüzde ise bu ölçünün, insanların günlük normal beslenme ihtiyacını karşılayacak bir değer üzerinden değerlendirilmesi daha isabetli görünmektedir.

Bununla birlikte ölçüyü doğrudan bir sa‘ hurma üzerinden ele alırsak ortaya çıkan tablo şu şekildedir: Avrupa’da kaliteli hurmanın, özellikle Ajwa hurmasının kilogram fiyatı oldukça yüksektir. Bu hesaba göre bir sa‘ hurmanın bedeli yaklaşık 40-45 avro civarına tekabül etmektedir. İhtiyaç sahibinin günlük temel gıda ihtiyacını karşılayabilecek miktarın da bundan daha düşük olmaması gerekir. Nitekim günümüz şartlarında 40-45 avro yaklaşık iki öğün yemek bedeline karşılık gelmektedir. Bu sebeple bunun altındaki bir miktarın fitre olarak verilmesi uygun görünmemektedir.

FİDYE

Fidye, kronik hastalığı bulunanların, yaşlılık sebebiyle oruç tutamayanların veya oruç tutması mümkün olmakla birlikte işlerinin ağır şartları sebebiyle oruç tutamayan kimselerin vermesi gereken bir bedeldir. Bu bedel, tutamadıkları Ramazan orucunun yerine verilen mali bir karşılıktır. Fidye vermek farzdır.

İsterseniz bunu biraz daha ilmî/akademik bir üslupla da şöyle düzenleyebiliriz:

Fidye, kronik hastalığı sebebiyle oruç tutamayanların, yaşlılık nedeniyle oruç tutma gücünü kaybedenlerin veya çalışma şartlarının zorluğu sebebiyle oruç tutması fiilen mümkün olmayan kimselerin vermesi gereken mali bir bedeldir. Bu bedel, tutulamayan Ramazan orucunun yerine verilen bir karşılık olup verilmesi farzdır.

Fidyenin dayanağı Kur’ân’da şöyle ifade edilir:

“Oruç tutmaya gücü yettiği hâlde çeşitli mazeretler sebebiyle oruç tutamayan kimselerin, bir fakiri doyuracak miktarda fidye vermeleri gerekir.” (Bakara 2/184–185)Fitre ve Fidyenin Özellikleri

Fitre, Ramazan Bayramı’ndan önce verilmelidir. Bunun temel hikmeti, ihtiyaç sahiplerinin bayram gününe maddî sıkıntı yaşamadan girebilmelerini ve bayram sevincine ortak olabilmelerini sağlamaktır.

Fidye için ise böyle belirli bir zaman şartı bulunmamaktadır. Fidye, Ramazan ayı içinde verilebileceği gibi bayramdan sonra da verilebilir.

Fitre ve fidye, İslam toplumunda sosyal dayanışmayı güçlendiren ve ihtiyaç sahiplerinin toplumla birlikte bayram sevincini yaşayabilmesine katkı sağlayan önemli ibadetlerdendir. Bu sebeple Müslümanların, yardım ve desteklerini öncelikle yaşadıkları çevredeki ihtiyaç sahiplerine yöneltmeleri ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri büyük önem taşımaktadır.

Kur’ân’da bu husus şu şekilde ifade edilmektedir:
“Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: Hayır olarak ne harcarsanız; ana-baba, yakın akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir.” (Bakara 2/215)

Kur’ân’ın temel amacı, yardımın en muhtaç olana ulaştırılmasını sağlamaktır. Bu kişi çoğu zaman en yakın akraba da olabilir. Nitekim Kur’ân’da zekâtın anne ve babaya verilemeyeceğine dair açık bir hüküm yer almamaktadır. Bu konuda ileri sürülen bazı sınırlamalar ise daha sonraki dönemlerde ortaya çıkan fıkhî yorumlar çerçevesinde değerlendirilmektedir.

AVRUPA’DA YAŞAYAN MÜSLÜMANLAR İÇİN ÖNEMLİ BİR HUSUS !

Bu mesele özellikle Avrupa’da yaşayan Müslümanlar açısından büyük bir önem taşımaktadır. Fitre veya fidye verilirken yapılacak hesap, kişinin yaşadığı yerin ekonomik şartları dikkate alınarak belirlenmelidir. Avrupa’da yaşayan bir kimse, fitre veya fidye miktarını da bulunduğu toplumun hayat şartlarını esas alarak tespit etmeli ve ödemesini buna göre yapmalıdır.

Buna rağmen bazı kişiler, Avrupa’da yaşamalarına rağmen fitre veya fidyeyi Türkiye’de ya da başka ülkelerde belirlenen miktarlara göre hesaplamaktadır. Oysa bu doğru bir yaklaşım değildir. Hiledir. Bu hileyi Allah bilir. O’nun gözünden hiçbir şeyi kaçıramazsınız. Nitekim Türkiye’de 2026 yılı için belirlenen fitre miktarı 240 TL’dir ve bu rakam yaklaşık olarak 5 avroya karşılık gelmektedir.

Avrupa’da yaşayan bir kişinin fitresini bu tutar üzerinden hesaplaması, yaşadığı yerin ekonomik şartlarını dikkate almamak ve dolayısıyla ihtiyaç sahibinin hakkını eksik vermek anlamına gelir. Böyle bir yaklaşım, adalet duygusuyla bağdaşmadığı gibi fakirin hakkının eksik verilmesine de yol açar. Bu ise açıkça bir hak gaspıdır.

Bu nedenle Avrupa’da yaşayan bir Müslüman, fitre veya fidyesini bulunduğu ülkenin ekonomik şartlarına göre belirlemelidir. Yardım Türkiye’deki akrabalara veya başka ülkelerdeki ihtiyaç sahiplerine gönderilecek olsa bile, hesap kişinin yaşadığı yerin şartları esas alınarak yapılmalıdır.

Bu ölçü dikkate alındığında, Avrupa’da yaşayan bir Müslüman için fitre veya fidye miktarı günümüz şartlarında ortalama iki öğün yemek bedeline denk gelmektedir. Bu da yaklaşık 40–45 avro civarında bir miktara karşılık gelmektedir.

Unutulmamalıdır ki sadaka yalnızca bir rakam değildir; aynı zamanda bir vicdan ve adalet meselesidir. Fitre ve fidye, fakirin hakkını gözetmek ve toplumdaki dayanışmayı güçlendirmek için vardır. Bu sebeple verilecek miktar, sembolik ve en düşük hesaplarla belirlenen bir rakam olarak görülmemeli; ihtiyaç sahibinin hakkını gözeten bir sorumluluk bilinciyle tespit edilmelidir.

Çünkü mesele yalnızca bir ibadeti yerine getirmek değildir. Mesele, hakkı sahibine eksiksiz ulaştırmaktır. Eğer bir Müslüman yaşadığı toplumun şartlarını görmezden gelerek fitre veya fidyesini en düşük ölçülerle belirliyorsa, ibadetin ruhunu zayıflatmış olur. Oysa fitre ve fidyenin amacı, fakirin sofrasını büyütmek, kalpler arasındaki bağı güçlendirmek ve toplumda adaleti canlı tutmaktır.

Bu nedenle Avrupa’da yaşayan Müslümanların bu konuda daha bilinçli ve daha duyarlı davranmaları gerekir. Fitre ve fidye bir hesap meselesi değil, bir hak ve vicdan meselesidir.

Zira mesele sadece bir ibadeti yerine getirmek değil, hakkı hak sahibine eksiksiz ulaştırmaktır. Avrupa’da yaşayan Müslümanların bu gerçeği göz ardı etmeden, fitre ve fidyelerini yaşadıkları toplumun ekonomik şartlarını dikkate alarak vermeleri hem dinî hem de ahlâkî bir sorumluluktur.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder