FİDYE VE FİTRE
Rüştü Kam
11.03.2026 – Berlin
Ramazan ayında verilmesi gereken iki sadaka türü vardır: Fitre
ve Fidye.
FİTRE
Fitre, şükür sadakası olarak verilir. Ramazan
ayında durumu iyi olan Müslümanların şükür amacıyla vermesi gereken bir
sadakadır. Sünnettir. Amaç sosyal adaletin sağlanmasıdır.
Evde yaşayan kişi sayısına göre verilir. Bir kimse,
kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin fitresini vermekle
yükümlüdür.
Fıtır sadakasının kişi başına verilmesi hükmü, İslam
fıkhında doğrudan Hz. Peygamber’in hadislerine dayanmaktadır. Kur’ân’da fitre
adıyla ayrıntılı bir hüküm yer almaz; ancak yoksullara yardım ve infak emri
genel bir ilke olarak vurgulanır (Bakara 2/177). Fitrenin miktarı ve bu miktarın
kişi başına verilmesi gerektiği ise Hz. Peygamber’in tepitiyle belirlenmiştir.
Bu konuda en temel dayanaklardan biri Abdullah b.
Ömer’den rivayet edilen şu hadistir:
“Resûlullah (s.a.v.), fıtır sadakasını küçük–büyük,
hür–köle her Müslüman için bir sa‘ hurma veya bir sa‘ arpa olarak verilmesini
emretmiştir.” (Buhârî ve Müslim)
Bir sa‘ hurma veya bir sa‘ arpa yaklaşık üç kilograma
tekabül etmektedir. Hicrî birinci asrın toplumsal şartları dikkate alındığında,
yani 7. yüzyıl Orta Çağ toplumunda hurma ve arpa, sofraya konan en değerli ve
temel gıda maddeleri arasında yer almaktaydı. Bu nedenle söz konusu ölçünün, o
dönemde insanların günlük temel beslenme ihtiyacını karşılayabilecek bir
miktarı ifade ettiği anlaşılmaktadır. Günümüzde ise bu ölçünün, insanların
günlük normal beslenme ihtiyacını karşılayacak bir değer üzerinden değerlendirilmesi
daha isabetli görünmektedir.
Bununla birlikte ölçüyü doğrudan bir sa‘ hurma üzerinden
ele alırsak ortaya çıkan tablo şu şekildedir: Avrupa’da kaliteli hurmanın,
özellikle Ajwa hurmasının kilogram fiyatı oldukça yüksektir. Bu hesaba göre bir
sa‘ hurmanın bedeli yaklaşık 40-45 avro civarına tekabül etmektedir. İhtiyaç
sahibinin günlük temel gıda ihtiyacını karşılayabilecek miktarın da bundan daha
düşük olmaması gerekir. Nitekim günümüz şartlarında 40-45 avro yaklaşık iki
öğün yemek bedeline karşılık gelmektedir. Bu sebeple bunun altındaki bir
miktarın fitre olarak verilmesi uygun görünmemektedir.
FİDYE
Fidye, kronik hastalığı bulunanların, yaşlılık sebebiyle oruç
tutamayanların veya oruç tutması mümkün olmakla birlikte işlerinin ağır
şartları sebebiyle oruç tutamayan kimselerin vermesi gereken bir bedeldir. Bu
bedel, tutamadıkları Ramazan orucunun yerine verilen mali bir karşılıktır. Fidye
vermek farzdır.
İsterseniz bunu biraz daha ilmî/akademik bir üslupla
da şöyle düzenleyebiliriz:
Fidye, kronik hastalığı sebebiyle oruç tutamayanların,
yaşlılık nedeniyle oruç tutma gücünü kaybedenlerin veya çalışma şartlarının
zorluğu sebebiyle oruç tutması fiilen mümkün olmayan kimselerin vermesi gereken
mali bir bedeldir. Bu bedel, tutulamayan Ramazan orucunun yerine verilen bir
karşılık olup verilmesi farzdır.
Fidyenin dayanağı Kur’ân’da şöyle ifade edilir:
“Oruç tutmaya gücü yettiği hâlde çeşitli mazeretler
sebebiyle oruç tutamayan kimselerin, bir fakiri doyuracak miktarda fidye
vermeleri gerekir.” (Bakara 2/184–185)Fitre ve Fidyenin Özellikleri
Fitre, Ramazan Bayramı’ndan önce verilmelidir. Bunun temel
hikmeti, ihtiyaç sahiplerinin bayram gününe maddî sıkıntı yaşamadan
girebilmelerini ve bayram sevincine ortak olabilmelerini sağlamaktır.
Fidye için ise böyle belirli bir zaman şartı bulunmamaktadır.
Fidye, Ramazan ayı içinde verilebileceği gibi bayramdan sonra da verilebilir.
Fitre ve fidye, İslam toplumunda sosyal dayanışmayı
güçlendiren ve ihtiyaç sahiplerinin toplumla birlikte bayram sevincini
yaşayabilmesine katkı sağlayan önemli ibadetlerdendir. Bu sebeple
Müslümanların, yardım ve desteklerini öncelikle yaşadıkları çevredeki ihtiyaç
sahiplerine yöneltmeleri ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri
büyük önem taşımaktadır.
Kur’ân’da bu husus şu şekilde ifade edilmektedir:
“Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: Hayır olarak ne harcarsanız;
ana-baba, yakın akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir.”
(Bakara 2/215)
Kur’ân’ın temel amacı, yardımın en muhtaç olana
ulaştırılmasını sağlamaktır. Bu kişi çoğu zaman en yakın akraba da olabilir.
Nitekim Kur’ân’da zekâtın anne ve babaya verilemeyeceğine dair açık bir hüküm
yer almamaktadır. Bu konuda ileri sürülen bazı sınırlamalar ise daha sonraki
dönemlerde ortaya çıkan fıkhî yorumlar çerçevesinde değerlendirilmektedir.
AVRUPA’DA YAŞAYAN MÜSLÜMANLAR İÇİN ÖNEMLİ BİR HUSUS !
Bu mesele özellikle Avrupa’da yaşayan Müslümanlar
açısından büyük bir önem taşımaktadır. Fitre veya fidye verilirken yapılacak
hesap, kişinin yaşadığı yerin ekonomik şartları dikkate alınarak
belirlenmelidir. Avrupa’da yaşayan bir kimse, fitre veya fidye miktarını da
bulunduğu toplumun hayat şartlarını esas alarak tespit etmeli ve ödemesini buna
göre yapmalıdır.
Buna rağmen bazı kişiler, Avrupa’da yaşamalarına rağmen
fitre veya fidyeyi Türkiye’de ya da başka ülkelerde belirlenen miktarlara göre
hesaplamaktadır. Oysa bu doğru bir yaklaşım değildir. Hiledir. Bu hileyi Allah
bilir. O’nun gözünden hiçbir şeyi kaçıramazsınız. Nitekim Türkiye’de 2026 yılı
için belirlenen fitre miktarı 240 TL’dir ve bu rakam yaklaşık olarak 5 avroya
karşılık gelmektedir.
Avrupa’da yaşayan bir kişinin fitresini bu tutar
üzerinden hesaplaması, yaşadığı yerin ekonomik şartlarını dikkate almamak ve
dolayısıyla ihtiyaç sahibinin hakkını eksik vermek anlamına gelir. Böyle bir
yaklaşım, adalet duygusuyla bağdaşmadığı gibi fakirin hakkının eksik
verilmesine de yol açar. Bu ise açıkça bir hak gaspıdır.
Bu nedenle Avrupa’da yaşayan bir Müslüman, fitre veya
fidyesini bulunduğu ülkenin ekonomik şartlarına göre belirlemelidir. Yardım
Türkiye’deki akrabalara veya başka ülkelerdeki ihtiyaç sahiplerine gönderilecek
olsa bile, hesap kişinin yaşadığı yerin şartları esas alınarak yapılmalıdır.
Bu ölçü dikkate alındığında, Avrupa’da yaşayan bir
Müslüman için fitre veya fidye miktarı günümüz şartlarında ortalama iki öğün
yemek bedeline denk gelmektedir. Bu da yaklaşık 40–45 avro civarında bir
miktara karşılık gelmektedir.
Unutulmamalıdır ki sadaka yalnızca bir rakam değildir;
aynı zamanda bir vicdan ve adalet meselesidir. Fitre ve fidye, fakirin
hakkını gözetmek ve toplumdaki dayanışmayı güçlendirmek için vardır. Bu sebeple
verilecek miktar, sembolik ve en düşük hesaplarla belirlenen bir rakam olarak
görülmemeli; ihtiyaç sahibinin hakkını gözeten bir sorumluluk bilinciyle tespit
edilmelidir.
Çünkü mesele yalnızca bir ibadeti yerine getirmek
değildir. Mesele, hakkı sahibine eksiksiz ulaştırmaktır. Eğer bir
Müslüman yaşadığı toplumun şartlarını görmezden gelerek fitre veya fidyesini en
düşük ölçülerle belirliyorsa, ibadetin ruhunu zayıflatmış olur. Oysa fitre ve
fidyenin amacı, fakirin sofrasını büyütmek, kalpler arasındaki bağı
güçlendirmek ve toplumda adaleti canlı tutmaktır.
Bu nedenle Avrupa’da yaşayan Müslümanların bu konuda daha
bilinçli ve daha duyarlı davranmaları gerekir. Fitre ve fidye bir hesap
meselesi değil, bir hak ve vicdan meselesidir.
Zira mesele sadece bir ibadeti yerine getirmek değil, hakkı
hak sahibine eksiksiz ulaştırmaktır. Avrupa’da yaşayan Müslümanların bu gerçeği
göz ardı etmeden, fitre ve fidyelerini yaşadıkları toplumun ekonomik şartlarını
dikkate alarak vermeleri hem dinî hem de ahlâkî bir sorumluluktur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder