KAFESE KONULAN İNSANLIKLA YÜZLEŞİLDİ Mİ?
- 17 Nisan 1958 – 19 Ekim 1958 | Brüksel Dünya Fuarı
(Expo 58)
Rüştü KAM
12.02.2026 BERLİN
1958’de Brüksel’de kapıları açılan Brüksel Dünya Fuarı
Expo 58, insanlığa “ilerlemenin ve bilimin zaferi” olarak sunuldu. Atom
Çağı’nın sembolü göğe yükselirken Avrupa kendini modernliğin zirvesi ilan
ediyordu.
Ama aynı fuarda insan onuru kafese kapatıldı.
Belçika’nın sömürgesi olan Kongo’dan getirilen siyahi Afrikalılar, “egzotik
yaşam” başlığı altında sergilendi. İnsanlar, hayvanat bahçesi düzeninde
oluşturulan kafes benzeri alanlarda teşhir edildi. Ziyaretçiler baktı, güldü,
işaret etti, alay etti, fıstık attı, muz attı...
Bu sahne Orta Çağ’a ait değildi.
1958 yılına aitti.
Yaklaşık 75 milyon insanın hayatını kaybettiği İkinci
Dünya Savaşı’nın üzerinden henüz on üç yıl geçmişti. Avrupa, “Bir daha asla”
demişti ve sloganla insan onurunun dokunulmazlığını dünyaya ilan etmişti.
Ama bu ilanda sadece 13 yıl sonra Brüksel’de, modernliğin
vitrini sayılan bir fuarda, siyahi Afrikalılar yeniden aşağı bir konuma itilivermişti.
Dün insanı kafese koyan zihniyet, bugün başka biçimlerde varlığını sürdürüyorsa
şaşırmamak gerekir. Zihniyet değişmedikçe sadece isimlerin değişmesi çözüm
değildir. Çünkü “cins, cinsine çeker.”
Bu yalnızca bir sergi değildi.
Bu, siyahi Afrikalıları insanlıktan aşağı bir konuma yerleştiren bir zihniyetin
açık ilanıydı.
Bu, insanı “insan” olarak görmeyen bir medeniyet tasavvurunun teşhiriydi.
İnsan Kafeste, Teori Kürsüde
İnsanlar kafeslerde teşhir edilirken başka bir şey daha
yapılıyordu: “İnsan maymundan geldi” söylemi bu görüntüler üzerinden
bilinçaltına yerleştiriliyordu. Adeta, “Bakın,” deniliyordu, “insan ile maymun
arasındaki mesafe sandığınız kadar uzak değil.”
Bu artık bilimsel bir tartışma olmaktan çıkmıştı.
İdeolojik bir zemin kuruluyor, kafesteki insan üzerinden evrim anlatısı
dramatize ediliyordu. İnsan, yaratılmış ve onurlu bir varlık olmaktan
çıkarılıyor; biyolojik bir tesadüfe indirgeniyordu.
Üstelik bütün bunlar, yaklaşık 75 milyon insanın hayatını
kaybettiği İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından yapılıyordu.
Bu, masum bir biyoloji tartışması değildi.
Asıl mesele Yaratıcı’yı devre dışı bırakmaktı.
İnsan aşkın bir anlamdan koparılırsa, onur da göreceli
hâle gelir.
Eğer insan yalnızca gelişmiş bir hayvansa, onu sınıflandırmak, teşhir etmek,
aşağı görmek daha kolaydır. Çünkü kafes önce zihinde kurulmalıydı.
Modernlik: Teknoloji mi, Ahlâk mı?
Avrupa bugün kendini insan haklarının, özgürlüklerin,
eşitliğin merkezi olarak tanımlar.
Demokrasi dersi verir.
Medeniyet ölçüsü koyar.
Peki 1958’le gerçekten yüzleşildi mi?
Kolonyal sergiler yalnızca Brüksel’de değildi.
Avrupa’nın başka şehirlerinde de vardı.
İnsanlar oralarda “etnografik örnek” diye sergilendi.
Bu bir sapma değildi.
Bir zihniyet meselesiydi.
Sistematik olarak yapılıyordu.
Sonradan özürler geldi gelmesine de;
Yasak savar gibi geldi.
Panolar değişti.
Metinler yazıldı falan.
Ama vicdan değişti mi?
Gerçek bir muhasebe yapıldı mı?
Modernlik atomu parçalamak mıdır?
Yoksa “modern” denilen insanı dokunulmaz görmek midir?
Einstein Var da, Epstein Yok mu?
Avrupa bilimin sembolü olarak Einstein’ı anıyor. Ansın. Anmalıdır
da.
Ama modern çağda güç ağlarının karanlığı hiç kaybolmadı.
Neden o karanlıkla yüzleşilmiyor?
Bugün dünyanın gündemini sarsan Jeffrey Epstein ismi
yalnızca bir birey midir,
modern dünyanın sembol ismi değil midir?
Güç, elit, siyaset ve finans çevrelerinin nasıl bir koruma duvarı örebildiğinin
sembolü değil midir?
Yıllarca dokunulmazlık zırhıyla dolaşmadı mı Epstein?
Korunmadı mı?
Görmezden gelinmedi mi?
Dün insanı kafese koyan zihniyet neydi?
Güçlünün kendini üstün görmesi değil miydi?
Bugün “Epstein durağı” neyi gösteriyor?
Güçlünün sistem içinde korunabildiğini göstermiyor mu?
Kafesçi zihniyetin biçim değiştirdiğini göstermiyor mu?
Metal parmaklıklar gitmiş; yerini görünmez ağlar almış, yanlış mıdır?
Dün Afrikalı insan teşhir ediliyordu ve susturuluyordu. Bugün
de yüzlerce binlerce mağdur susturulmuyor mu? Epstein’ın dışında hakkında dava
açılan bir başka sapık dudunuz mu?
Dün “medeniyet” adına aşağılanma vardı.
Bugün “itibar” adına örtbas yok mu?
Soru şu:
Modern Avrupa bu güç ilişkileriyle ne zaman yüzleşecek, gerçekten yüzleşti de
biz mi duymadık, bilmiyoruz?
Yoksa o gün insanı kafese koyanlarla bugün Epstein
ağlarını koruyanlar aynı zihniyetin mirasçıları mı?
Dün kafes kuran akıl, bugün koruma duvarı mı örüyor?
İsimler değişiyor. Yüzler değişiyor. Ama güç tutkusu
değişiyor mu?
Dün aşağılanan Afrikalıydı. Bugün susturulan mağdur ondan
farklı mıdır?
Dün “medeniyet” deniliyordu. Bugün “itibar” deniliyor.
Aradaki fark nedir?
Yoksa mesele hep aynı mı:
Gücü korumak.
Sistemi ayakta tutmak.
Gerçeği örtbas etmek.
Yaratıcıyı Yok Saymanın Sonu
İnsan, yaratılmış ve onurlu bir varlık olarak görülmezse;
değer, güçle ölçülür.
Bilim ahlâktan koparsa araç olur. İdeoloji hakikatin
önüne geçerse insan aşağılanır.
Kafes 1958’de kuruldu. Ama o zihniyet 2020’lerde de aynen
devam ediyor.
Eğer insan yalnızca evrimsel bir tesadüfse, onun değeri
şartlara bağlıdır.
Ama insan yaratılmış bir emanetse, onun onuru tartışmaya
kapalıdır.
Gerçek modernlik; teknolojide değil, zayıfın, mazlumun,
mağdurun yanında durma cesaretindedir.
Bitmeyen Sergi
17 Nisan 1958’de başlayan sergi 19 Ekim 1958’de kapandı.
Ama o zihniyet gerçekten kapandı mı?
Göçmen botları Akdeniz’de batarken,
Afrika hâlâ ekonomik olarak sömürülürken,
güç sahipleri hesap vermeden sistem içinde dolaşabiliyorken…
1958 zihniyeti bitmiştir diyebilir miyiz?
Modernlik vitrinde parlıyor olabilir. Ama aynaya bakma
cesareti hâlâ eksikse, 1958 zihniyeti bitmiştir diyebilir miyiz?
Avrupalı yaptığı buluşlarla, yükseliyor olabilir, yükseliyor da fakat insan
onuru hâlâ sınavdaysa, Avrupalı daha aynaya bakmamışsa, Avrupalı 1958
zihniyetinden vazgeçmiş olabilir mi?
Sahi, hangi Avrupa’nın medeniyet seviyesinin üzerine çıkacaktır?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder