HAFTANIN HUTBESİ
Türk Eğitim Derneği Berlin
1 Mayıs 2026
Rüştü KAM
Aziz Müminler, Kıymetli Kardeşlerim!
Bugün burada; sömürgeci odakların kirli emellerine alet
edilmek istenen bir günü değil, helal rızık mücadelesinin, kutsal alın terinin
ve mukaddes emeğin sembolü olan 1 Mayıs’ı konuşacağız. Bizler, emeği sadece bir
geçim kaynağı, sermayeyi ise sadece bir güç aracı değil; her ikisini de
Allah’ın huzurunda hesabı verilecek birer "emanet" bilen bir
medeniyetin varisleriyiz. Bu konuşmamızda emeğin hem pozitif kazanımlarını hem
de üzerinde oynanan negatif oyunları, inancımızın ve tarihimizin süzgecinden
geçirerek en ince detayına kadar ele alacağız.
Kardeşlerim, bizler emeği sadece bir dünya uğraşı değil,
bir "ibadet" bilen bir dinin mensuplarıyız. Rabbimiz, Necm Suresi 39.
ayette bizlere şu sarsılmaz hakikati beyan buyurur: "İnsan için ancak
çalıştığının karşılığı vardır." Bu ilahi ikaz, emeğin insanın bu dünyadaki
en büyük onuru ve ahiret azığı olduğunu öğretir. Peygamber Efendimiz (SAV), bir
gün Sa’d bin Muaz ile el sıkıştığında, onun çalışmaktan nasır tutmuş ellerini
fark etmiş ve o eli havaya kaldırarak; "İşte bu el, Allah ve Resulü'nün
sevdiği eldir. Bu eli cehennem ateşi yakmaz" buyurmuştur. İşte bizim 1
Mayıs’ımız, o mübarek nasırlı ellere duyulan hürmetin, emeğe verilen ilahi
rütbenin adıdır.
Buradan özellikle iş adamlarımıza, sermaye sahiplerine ve
güç sahiplerine seslenmek istiyorum: İslam, meşru kazanca ve zenginliğe asla
karşı değildir; ancak servetin sadece belli ellerde toplanıp bir sömürü aracına
dönüşmesine şiddetle karşıdır. Rabbimiz Haşr Suresi 7. ayette bizleri şöyle
uyarır: "Ta ki o mallar, içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan
bir devlet (servet) olmasın." Bu ayet-i kerime, iş dünyasına toplumsal
adaleti tesis etme ve serveti tabana yayma sorumluluğunu yüklemektedir. Peygamber
Efendimiz (SAV) ise şu sarsıcı ölçüyü bizlere miras bırakmıştır: "İşçinin
ücretini, alın teri kurumadan veriniz." Bu, sadece bir tavsiye değil,
sosyal barışın ve kul hakkının en temel anayasasıdır.
Bugünün pozitif ve asli yönü, çalışanın hakkını savunmak
ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmektir. Bizim medeniyetimizde hak arama
kültürü dışarıdan ithal bir fikir değildir. Batı henüz sanayi devriminin
karanlık dehlizlerinde çocuk işçileri acımasızca çalıştırırken, Anadolu’muzda
Ahilik Teşkilatı yükseliyordu. Ahi Evran’ın kurduğu bu nizamda "müşteri
velinimet, çalışan ise kardeştir" düsturu esastı.
Ahilikteki "Orta Sandığı", bugünkü sosyal güvenlik sistemlerinden
asırlar önce hastalanan veya kaza geçiren işçinin imdadına koşuyordu. Bizim
için 1 Mayıs; işte bu kadim yardımlaşma ruhunun ve adaletin meydanlarda
yankılanmasıdır. Şunu unutmayalım ki; işçinin hakkını kısmak serveti artırmaz,
aksine bereketi kaçırır. Rabbimiz Tevbe Suresi 34. ayette, biriktirdiği
sermayeyi Allah yolunda harcamayanları ve emeğin hakkını vermeyen istifçileri
"acı bir azap" ile uyarmaktadır.
Ancak kardeşlerim, dikkatli olmamız gereken çok mühim
negatif yönler de mevcuttur. Bugün dünya üzerindeki ekonomik tablo tam bir
sömürü düzenidir. İstatistikler gösteriyor ki; dünyadaki en zengin %1’lik
kesim, geri kalan %99’un toplam servetinden daha fazlasına hükmediyor. Bu,
modern bir köleliktir. Emperyalist odaklar, bu adaletsizliği perdelemek için 1
Mayıs’ı kendi kirli siyasetlerine "meze" yapmaya, işçinin haklı
talebini bir çatışma ve kaos aracına dönüştürmeye çalışmaktadır. Bizim nazarımızda,
hak ararken haktan sapmak, adalet isterken zulme meyletmek asla kabul edilemez.
Sokakları savaş alanına çevirmek, kamu malına zarar vermek veya kökü dışarıda
karanlık yapıların provokasyonlarına kapılmak, en büyük zararı yine bizzat
emekçiye vermektir. Emperyalizm; işçinin kanıyla beslenirken, onun bayramını da
huzur kaçırmak için bir bahane olarak kullanmak ister.
Dahası, her yıl dünyada 2.3 milyon kardeşimizin iş
kazalarında can vermesi, "önce kâr" diyen vahşi kapitalizmin bir
sonucudur. İnsanı sadece bir "maliyet kalemi" olarak gören bu
zihniyet, 1 Mayıs’ta slogan atarken geri kalan günlerde işçinin güvenliğini
hiçe saymaktadır. Oysa bizim ölçümüz nettir; bir insanın canı, dünyanın bütün
hazinelerinden daha kıymetlidir. Kasasını doldururken işçisinin sağlığını
tehlikeye atanlar, ilahi huzurda verecekleri hesabı düşünmelidirler.
Kısacası kardeşlerim; biz 1 Mayıs’ı ne vahşi sermayenin
insafına terk edeceğiz ne de emeği istismar eden ideolojik maşaların eline
bırakacağız. Bizim yolumuz, emeği savunurken yerli ve milli bir duruş
sergilemektir. İş verenimiz emrindekini "kardeşi" görecek, işçimiz
ise işini "emanet" bilip hakkıyla yapacaktır. Bizim mücadelemiz,
sömürgecilerin diliyle değil, bu toprakların adaleti ve "komşusu açken tok
yatan bizden değildir" diyenlerin ölçüsüyle konuşmaktır.
Gerçek bir bayram; sömürünün bittiği, iş kazalarının
tarihe karıştığı, asgari ücretin "insanca yaşam" ücreti olduğu ve her
çalışanın akşam evine başı dik, huzurla döndüğü gündür.
Rabbim aziz milletimizi her türlü fitneden ve sömürüden
muhafaza eylesin. İş adamlarımıza cömertlik ve hakkaniyet, çalışanımıza bilek
kuvveti ve rızık bereketi versin. Bayramımız; çatışmanın değil barışın,
emperyalist emellerin değil samimi duaların yükseldiği bir gün olsun.
Emekleriniz zayi olmasın, gününüz mübarek olsun. Allah’a
emanet olun.