7 Haziran 2026 Pazar

ANITKABİR, CENAZE, DEFİN, CAMİ, CEMEVİ

 TAKİYE YAPANLARA CEVABIMDIR

Bazı arkadaşlarıma gerçekten hayret ediyorum.
Ben ne dediğimi gayet açık söylüyorum. Allah'ı, peygamberi ve dini reddetmeyi hayatının merkezine koymuş insanlar için konuşuyorum. Hayatı boyunca İslam'a karşı durmuş, Müslümanları sadece Müslüman oldukları için aşağılamış, Kur'an'la alay etmiş, Peygamber Efendimiz'e hakaret etmiş insanlar için konuşuyorum.
Diyorum ki; insan nasıl yaşamışsa öyle uğurlansın.
İnsan hangi değerleri savunmuşsa son yolculuğunda da o değerlerin temsil ettiği mekânlardan uğurlansın.
Ankara'da ölen Kemalistler Anıtkabir'den kaldırılsın kaldırılsınlar. Başka şehirlerde ölenler de hayatları boyunca kutsadıkları sembollerin önünden uğurlansınlar. Yakılmayı vasiyet etmişlerse vasiyetleri yerine getirilsin. Cemevinden kaldırılmak isteyenler cemevinden kaldırılsın. Hristiyan olarak yaşamış olanlar kiliseden uğurlansın.
Bunların hiçbirine itirazım yok.
Benim itirazım başka bir şeyedir.
Hayatı boyunca camiye uğramayan, İslam'a ve sadece Müslüman oldukları için Müslümanlara hakaret eden, başörtülü kızlarımızı aşağılayan, inançlı insanları ikinci sınıf vatandaş gibi gören insanların ölümünden sonra camiler üzerinden meşruiyet kazanmasına itiraz ediyorum.
Benim şahit olduğum cenazeler oldu. Cenaze namazı camide kılındı, sonra gidip hristiyan mezarlığına defnedildi. Ben bunu gödüm. Bu nasıl bir tutarlılıktır?
Hayatı boyunca İslam'a karşı mücadele edeceksin, Müslümanları gerici ilan edeceksin, dinî hayatı aşağılayacaksın; sonra da öldüğünde camiden kaldırılacaksın...
Ben bu çelişkiyi sorguluyorum.
Bazıları hemen "ötekileştiriyorsun" diyor.
Hayır.
Bu ülkede ötekileştirmeyi başlatan ben değildim.
28 Şubat'ta ötekileştirilen ben ve benim gibi düşünen milyonlardı.
Başörtülü kızlarımız üniversite kapılarında ağlatılırken ben oradaydım.
İkna odaları kurulurken ben o günleri yaşadım.
Kur'an kursları baskı altına alınırken ben bunu gördüm.
İmam-hatip öğrencileri aşağılanırken ben buna şahit oldum.
İnançlı insanlar kamu kurumlarından uzaklaştırılırken ben bunu yaşadım.
Milletin oylarıyla seçilmiş bir milletvekili Meclis'ten kovulurken ben bunu gördüm.
O günlerde bize demokrasi anlatanlar, bizim temel haklarımızı elimizden alanlardı.
Bize hoşgörü dersi verenler, demokrasi dersi verenler bizim çocuklarımızın eğitim hakkını gasp edenlerdi.
Bize insan hakları anlatanlar, askerdeki çocuğunu ziyarete giden başörtülü annelerimizi askeriyenin kapısından geriye döndürenlerdi. Ben bunları yaşadım. Siz hangi hoşgörüden bahsediyorsunuz? 
Şimdi çıkıp da bana, 28 Şubat'ın din düşmanlarının, başörtüsü düşmanlarının, Kur'an ve Peygamber düşmanlarının cenazelerinin camiden uğurlanması için hoşgörü dersi vermesin. Kimse de benden bu konuda hoşgörü beklemesin. 
Ben kimsenin cenazesine saldırmıyorum.
Kimsenin defin hakkına itiraz etmiyorum.
Sadece şunu söylüyorum:
İnsan nasıl yaşamışsa öyle hatırlanır.
İnsan neyi savunmuşsa onunla anılır.
İnsan hangi değerler uğruna mücadele etmişse son yolculuğunda da o değerlerle uğurlanmalıdır.
Tutarlılık bunu gerektirir.
Benim itirazım insanlara değil, tutarsızlığadır. Riyakârlığadır.
Herkes dönüp önce aynaya baksın.
Yeter artık!
Yıllardır inandığı gibi yaşamaya çalışan bu aziz milletin başında boza pişirdiniz. İnancıyla yaşamak isteyen insanları küçümsediniz. Başörtülü kızlarımızı okul kapılarında beklettiniz. Dindar insanları kamusal hayattan dışladınız. İnançlı olmayı geri kalmışlık saydınız. Sonra da dönüp hoşgörü ve demokrasi dersi vermeye kalktınız.
Bu millet artık bunları unutmak zorunda değildir.
Bu milletin hafızası vardır.
Bu milletin yaşanmışlıkları vardır.
Bu milletin kırgınlıkları vardır.
Bu nedenle bu ikiyüzlülüğe ve bu çifte standarda artık "dur" deme zamanı gelmiştir.
Benim, bana karşı samimi olan insanlarla hiçbir problemim yoktur.
İster Müslüman olsun, ister olmasın...
İster Kemalist olsun, ister sosyalist olsun...
Yeter ki olduğu gibi görünsün, göründüğü gibi olsun.
Yeter ki inancına, fikrine ve hayat tarzına karşı dürüst olsun.
Delikanlı gibi yaşasın.
Takiye yapmasın.
Bir ömür boyunca dine savaş açıp ölümünden sonra din üzerinden meşruiyet aramasın.
Benim sözüm samimi insanlara değildir.
Benim sözüm, hayatı başka türlü yaşayıp ölümünden sonra başka türlü görünmek isteyenleredir.
Beni tanıyanlar bilir.
Hem de çok iyi bilir.
Benim hatır için konuşmak, hatır için susmak, kalabalığa göre pozisyon almak gibi bir alışkanlığım yoktur.
Doğru bildiğimi söylerim.
Yanlış gördüğümü de söylerim.
Dün söyledim.
Bugün de söylüyorum.
Yarın da söyleyeceğim.
Onun için lütfen beni kendinizle karıştırmayın.
Ben bunu bilir bunu söylerim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder