MÜSLÜMAN BİR ÜLKEDE SALYANGOZ MU SATILIRMIŞ
Rüştü Kam
01.08.2026 – Berlin
İstanbul Valiliği'nin, isteyen öğrenci ve öğretmenlerin ibadetlerini yerine getirebilmeleri amacıyla okullarda mescit açılmasına imkân tanıyan kararı bazı çevreleri yine rahatsız etti. "Laikliğe aykırı", "Cumhuriyet elden gidiyor" sesleri yükselmeye başladı.
Oysa sorulması gereken soru şudur: Bir insanın ibadet edebilmesi için uygun bir mekânın bulunması kimin hakkını ihlal ediyor?
İnsan hakları hukukunun en temel ilkelerinden biri din ve vicdan özgürlüğüdür. Özgürlük sadece konuşma hakkı değildir; inanma, inanmama, ibadet etme veya etmeme hakkıdır. Eğer bir öğrenci ders arasında namaz kılmak istiyorsa ve bunun için küçük bir mescit ayrılıyorsa, bundan rahatsız olmak özgürlük anlayışıyla değil, başkasının özgürlüğünü sınırlandırma arzusuyla açıklanabilir.
Türkiye'de laiklik kavramı uzun yıllar boyunca, özellikle dindar kesimler tarafından, Batı'daki örneklerinden farklı biçimde uygulandığı yönünde eleştirildi. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde dinî hayatı etkileyen pek çok düzenleme yapıldı; bunlar arasında ezanın bir dönem Türkçe okunması uygulaması ve bazı dinî kurumların kapatılması gibi tarihsel örnekler de yer aldı. Bu uygulamalar bugün de toplumda farklı şekillerde değerlendirilmektedir. Ancak hangi görüş benimsenirse benimsensin, geçmişte yaşanan tartışmaların bugünün özgürlük anlayışını daraltmasına gerekçe yapılmaması gerekir.
Kur'an-ı Kerim bu konuda çok açık bir ilke ortaya koyar:
"Dinde zorlama yoktur." (Bakara, 2/256)
Bu ayet, kimsenin inanmaya zorlanamayacağı gibi, inananın da inancını yaşamasının engellenemeyeceğini gösteren evrensel bir ilkedir.
Bugün dünya baş döndürücü bir hızla dijitalleşiyor. Yapay zekâdan uzay teknolojilerine kadar insanlık yeni bir çağa giriyor. Böyle bir dönemde insanların ibadet etmesini tartışma konusu yapmak, onların inançlarıyla alay etmek veya ibadetlerini küçümsemek, çağdaş insan hakları anlayışıyla bağdaşmaz. Medeniyet, insanların hangi dine mensup olduklarını tartışarak değil, birbirlerinin haklarına saygı göstererek ilerler.
Üstelik mesele yalnızca Müslümanların hakkı da değildir. Eğer bir okulda Hristiyan öğrenciler için dua edebilecekleri uygun bir mekân ihtiyacı doğarsa, bu da insan hakları çerçevesinde değerlendirilebilir. Aynı şekilde Musevi öğrencilerin dinî ihtiyaçları söz konusu olduğunda da çözüm üretilebilmelidir. Devletin görevi, vatandaşlarının inançlarını belirlemek değil; onların temel haklarını güvence altına almaktır.
İstanbul Valiliği'nin aldığı karar tam da bu bakımdan yerindedir. Kimseyi ibadete zorlamamakta, fakat ibadet etmek isteyenlere imkân sunmaktadır. Özgürlük tam olarak budur.
Artık Türkiye'nin, dinî tercihleri üzerinden vatandaşlarını yargılayan, insanların ibadetlerini ideolojik tartışmaların malzemesi yapan anlayışları geride bırakması gerekiyor. Farklı hayat tarzları bu ülkenin gerçeğidir. Kimsenin yaşam biçimi, başkasının özgürlüğünü ortadan kaldırmanın gerekçesi olamaz.
Son söz…
Bir asırdır bu topraklarda laiklik, demokrasi ve özgürlük üzerine çok şey söylendi. Artık sözün değil, hakkaniyetin zamanı gelmelidir. Bir öğrencinin namaz kılmasına tahammül edemeyen bir anlayışın özgürlükten söz etmesi inandırıcı değildir. Gerçek özgürlük, başkasının hakkını da kendi hakkın kadar savunabildiğin gün başlar. Mescide tahammül edemeyen, yarın kiliseye de, havraya da tahammül edemez. İnsan hakları seçerek uygulanmaz; ya herkes içindir ya da hiç kimse için değildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder