-Bu başarı Türk Kadını’nın başarısıdır demenin kime ne zararı var.
Cumhuriyetin açtığı yolda yürüyen Türk kadını demekle, ne demek isteniyor-
Rüştü Kam
8.09.2026-Denizli
A Millî Kadın
Voleybol Takımı’nın her başarısının ardından aynı bayat senaryo yeniden
sahneleniyor. Yıllardır değişmeyen bu senaryo, maalesef 2026’da da karşımıza
çıktı. Maç bitti, ideolojik gösteri başladı.Türk milletinin ortak gururu olması
gereken sportif başarılar, yine başka amaçlara alet ediliyor. Toplumu germek
için kullanılıyor. Kutuplaştırmak için kullanılıyor. Müslüman Türk Milltinin inançlarıyla,
değerleriyle ve genetiğiyle oynamak için kullanılıyor.
Maç bitiyor. Zafer
kazanılıyor. Sporcuların sevinci daha yaşanmadan ideolojik gösteri başlıyor.
Bir yerlerden sufle almışçasına “Cumhuriyetin açtığı yolda yürüdük” edebiyatı
yapılıyor. Sahadaki millî başarı, bir anda ideolojik bir propagandaya dönüştürülüyor. Bu başarı Türk Kadını’nın başarısıdır demenin kime ne zararı var. “Cumhuriyetin
açtığı yolda yürüyen Türk kadını” demekle, ne demek isteniyor?
Spordan sorumlu Bakan orada.
Federasyon Başkanı orada. Maçtan sonra Türk milletini temsilen bir konuşma
yapılıyor. Bu konuşmayı da Millî Takım kaptanı yapıyor. Fakat söylenen sözler,
milletin ortak değerlerini kucaklamak yerine ayrıştırıcı bir dile dönüşüyor.
Millî bir zaferin sevincine gölge düşüren bu dil, toplumun bir kesimini
ötekileştiriyor.Artık bu ayrıştırıcı nefret dilinden kurtulalım. Yeter artık!
Bu milletin evlatlarını birbirine düşüren, kin ve nefret kusan söylemlerden
vazgeçelim. Millî formanın altında birleşelim. Zaferlerimizi ideolojik
kavgalara değil, milletimizin ortak sevincine dönüştürelim.
Bu ve benzeri
ifadeler, masum birer teşekkür veya durum tespiti değildir. Bu dil, Türk
kadınının şanlı tarihini, asaletini ve gücünü sadece son yüz yıla sıkıştırmaya
çalışan bir ideolojinin dilidir. Bu milletin İslamiyet’le yoğrulmuş mayasını
yok saymaktır. Bu dil Türk Milletinin köklü geçmişini görmezden gelen bir
dildir. Bu dil, yüzyıllara uzanan medeniyet birikimini adeta hafızadan siliyor.
Bunun adı, açıkça bir kimlik aşındırma çabasıdır.
Türk kadınının hikâyesi Cumhuriyet’le başlamadı. Türk kadını, bu topraklarda
yüzyıllar boyunca vardı. Tarihimiz bunun sayısız örneğiyle doludur. Bizim
kadınımız tarih sahnesine dün çıkmadı! Bu milletin kadını Selçuklu’da devlet
yönetti, Osmanlı’da vakıflar kurup medeniyet inşa etti, Kurtuluş Savaşı’nda
imanıyla ve cesaretiyle cepheye mermi taşıdı. Türk kadınını ecdadına düşman
gibi göstermeye çalışmak, bu milletin köklerine dinamit koymaktır.
En büyük ayıp
ve sorumsuzluk ise Federasyon yönetiminde ve Spor Bakanlığı’ndadır. Bu
ideolojik şovlara çanak tutmaları kabul edilemez. Daha da kötüsü, sessiz
kalmalarıdır.
Sormak gerekir: Siz orada ne iş
yapıyorsunuz?
Bu milletin parasıyla desteklenen, devletin imkânlarıyla parlatılan isimler,
milletin inançlarına ve tarihine yönelik sözler söylüyor. Siz ise sessiz
kalıyorsunuz. Neden göz yumuyorsunuz? Neden tepki göstermiyorsunuz?
Bu ülkenin kurumları, milletin değerlerine yönelik saldırılar karşısında sessiz
kalmak için mi vardır?
Ay-yıldızlı forma, kimsenin
ideolojik mülkü değildir. O forma, bu milletin ortak değeridir. Türk
kadınlarının binlerce yıllık tarihinin mirasıdır. Eski Türk devletlerinin
hatunlarından, Selçuklu’nun Terken Hatunlarına; Osmanlı’nın güçlü kadınlarından
Cumhuriyet’in kadınlarına uzanan büyük bir mirastır. O forma, 85 milyonun ortak
gururu ve namusudur..
Milletimizin
inancıyla, kültürel genetiğiyle oynayarak bir kimlik zaafiyeti oluşturmak
isteyenler bilsinler ki; bu toprakların mayası sandığınızdan çok daha
sağlamdır. Sporu, kendi köhne ideolojilerine cephe mühimmatı yapanlar bu
millete en büyük ihaneti etmektedir. Federasyon ve bakanlık, milli formayı
taşıyanların toplumu ayrıştırmasına artık dur demelidir. Hiç kimse, bu aziz
milletin parasıyla bu milletin değerlerine parmak sallayamaz.
Hiç kimse bu milletin ecdadına olan hürmetini ve inancını yok saymaya cüret
edemez!
Türk Milleti kendi değerleriyle varlığını sürdüren aziz bir millettir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder