DENİZ KÖKTAŞ, BİR SÖZLE NEDEN MİLYONLARI İNCİTTİN?
-Attığın taş, ürküttüğün kurbağaya değdi mi?-
Rüştü Kam
06.07.2026
ha-ber.com
Yapmayın be kardeşim, yapmayın! Yeter artık!
Bu millet artık yoruldu.
Her birkaç yılda bir önümüze yeni bir kavga dosyası konuluyor. Dün sağ-sol denildi, sonra Türk-Kürt denildi, ardından terör örgütleriyle yıllarımız geçti. Tam "artık huzur konuşacağız" derken bu defa mezhep tartışmaları yeniden ısıtılıyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Kim istiyor bunu?
Kim kazanıyor bu gerilimlerden?
Kim, aynı milletin evlatlarını yeniden birbirine şüpheyle baktırmak istiyor?
Bugün Türkiye'nin en son ihtiyaç duyduğu şey, Sünni-Alevi gerilimidir.
Çünkü bu topraklarda yüzyıllardır aynı ezan okunuyor, aynı kıbleye dönülüyor, aynı vatanda yaşanıyor. Farklı yorumlar olabilir; ama ortak paydamız İslam'dır, bu vatandır, bu millettir. Bunları korumak hepimizin sorumluluğudur.
Evet...
Fikir özgürlüğü vardır.
Eleştiri hakkı vardır.
Sanatın da mizahın da kendine ait bir ahlakı vardır vardır.
Fakat hiçbir özgürlük, başkasının kutsalına hakaret etme hakkını vermez.
Milyonlarca insanın iman ettiği değerlere alaycı ifadeler yöneltmek ne mizahın gereğidir ne de düşünce özgürlüğünün.
Bir komedyenin söylediği, "Dört kitap vardır; üçü doğrudur, dördüncüsü yanlıştır." sözü tam da bu sebeple toplumun önemli bir kesiminde derin bir rahatsızlık oluşturmuştur.
İşin ilginç tarafı ise şudur:
Bugün sokaklarda yürüyenlerin önemli bir kısmı, bu sözün doğru olup olmadığını, neden söylendiğini ya da niçin insanları incittiğini tartışmıyor.
Onun yerine Yavuz Sultan Selim konuşuluyor.
Madımak konuşuluyor.
Maraş konuşuluyor.
Sivas konuşuluyor.
Geçmişin bütün acıları yeniden bugünün meydanlarına taşınıyor.
Elbette tarih konuşulacaktır.
Acılar unutulmayacaktır.
Haksızlıklar araştırılacaktır.
Fakat tarih, bugünün insanlarını birbirine düşman etmek için kullanılmamalıdır.
Çünkü tarih intikam almak için değil, ibret almak için okunur.
Bir başka husus daha var.
Siyaset...
Tecrübeli siyasetçilerin görevi, toplumu sakinleştirmektir; öfkeyi büyütmek değildir.
Toplum gerilirken kullanılan her cümle iki defa düşünülmelidir.
Çünkü söylenen sözler yalnızca meydandaki kalabalığa değil, milyonların evine ulaşmaktadır.
İnsan bazen şu soruyu da sormadan edemiyor:
Ülkemizde yıllardır başarılı komedyenler yetişiyor.
Mizah yapıyorlar.
Siyaseti eleştiriyorlar.
İktidarı da muhalefeti de eleştiriyorlar.
Ama neden hepsi toplumun en hassas fay hatlarına dokunma ihtiyacı hissetmiyor?
Çünkü iyi mizah, insanları birbirine düşürmez.
İyi mizah güldürür.
Düşündürür.
Ama kin üretmez.
Başkalarının yarasını kaşımak mizah değildir.
Toplumsal fay hatlarını zorlamak cesaret değildir.
İnsanların kutsalları üzerinden prim yapmak sanat değildir.
Bugün hepimizin kendimize şu soruyu sorması gerekiyor:
Biz gerçekten birlikte yaşamak mı istiyoruz?
Yoksa sürekli birbirimizin geçmişini önümüze koyarak yeni kavgalar mı üretmek istiyoruz?
Türkiye'nin artık buna tahammülü kalmamıştır.
Bu millet, yeterince acı yaşamıştır.
Yeterince evlat toprağa vermiştir.
Yeterince gözyaşı dökmüştür.
Artık yeni cepheler açmanın değil, ortak değerlerde buluşmanın zamanıdır.
Sünnisiyle...
Alevisiyle...
Türküyle...
Kürdüyle...
Bu ülke hepimizindir.
Kimsenin bu milleti mezhep üzerinden ayrıştırmaya hakkı yoktur.
Kimsenin insanların inancını aşağılayarak bunu "özgürlük" diye sunmaya da hakkı yoktur.
Özgürlük, başkasının kutsalına saygıyı da içinde taşır.
Unutmayalım...
Toplumlar, farklılıklarıyla değil; farklılıklarını düşmanlığa dönüştüren akıllarla parçalanırlar.
Bugün yapılması gereken öfkeye taraf olmak değil, sağduyuya sahip çıkmaktır.
Çünkü bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şey, bağıranlar değil; birleştirenlerdir.
Kur'an, müminleri kardeş ilan ediyor (Hucurât 49/10).
Kur'an, birbirimizle çekişmememizi emrediyor (Enfâl 8/46).
Kur'an, başkalarının kutsallarına bile hakaret edilmesini yasaklıyor (En'âm 6/108).
Kur'an, alay etmeyi yasaklıyor (Hucurât 49/11).
Resûlullah ise "Ya hayır söyleyin ya da susun." buyuruyor.
O hâlde bize düşen; öfkeyi büyütmek değil, hikmeti büyütmektir. Mezhep üzerinden yeni cepheler açmak değil, kardeşliği yeniden inşa etmektir. Çünkü bu ülkenin en büyük ihtiyacı, birbirini suçlayan kalabalıklar değil; birbirini anlamaya çalışan insanlardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder