2 Ağustos 2026 Pazar

İZİN VE GURBETÇİ III

 İZİN DEĞİL, HASRET YOLCULUĞU (III)


Rüştü KAM 14.07.2026 BERLİN ---

DÖNÜŞ... GURBETÇİNİN İKİNCİ AYRILIĞI


Aslında gurbetçi memleketinden yalnızca bir defa ayrılmaz; her yıl yeniden ayrılır. Her vedada biraz daha eksilir, her dönüşte biraz daha yaşlanır. Çünkü gurbetçi kilometrelerle değil, vedalarla ve eksilmelerle yaşlanır.

Anne, oğlunun yüzüne bakarken aslında yılları saymaktadır. Son gelişindeki çizgilerle bugünkü çizgileri karşılaştırır. Ellerine bakar, saçlarına bakar... "Yorulmuş..." der içinden. Ama bunu söylemez, söyleyemez. Çünkü anneler en büyük acılarını susarak yaşarlar.


MEZARLIK ZİYARETİ


Gurbetçi; annesini, babasını, eşini son kez ziyaret etmek için mezarlığa gider. Mezarın başındadır artık. Ayrılık mezarda da olsa zordur. Gözyaşlarıyla sular mezar toprağını. Orada hiçbir unvanı yoktur; mezar başında insanın bütün unvanları düşer.

Ne işçidir ne patron ne de gurbetçi... Sadece annesinin evladı, sadece babasının oğludur.

Ayrılır mezarın başından. Araba köyün son virajını dönerken köy artık görünmez olur. Ama gurbetçi yine de dikiz aynasına bakmaya devam eder. Çünkü bazen insan, artık görünmeyeni de görmek ister.

Yol uzundur. Saatler geçer, sınırlar aşılır, ülkeler değişir. Fakat insanın içindeki vatan yerinden hiç kıpırdamaz. İşte bu yüzden gurbetçinin yaptığı yolculuk, hiçbir zaman yalnızca bir izin yolculuğu değildir. O bavul taşımaz, hasret taşır; kilometre aşmaz, ömür aşındırır.

İki ülke arasında gidip gelen yalnızca otomobiller değildir:

Annelerin dualarıdır...

Babaların bekleyişidir...

Çocukların geleceğidir...

Ve yıllardır iki vatan arasında bölünmüş yüreklerdir.

Gurbetçinin hikâyesi belki bir gün biter fakat geride bıraktığı fedakârlık, bu milletin hafızasında yaşamaya devam edecektir. Çünkü bazı insanlar servet değil, bir nesil bırakırlar. Ve bazı yolculuklar tatil değildir, izin değildir; hasret yolculuğudur.


VEFA


Gurbet üzerine çok şey söylendi, çok haber yapıldı, çok rapor hazırlandı, çok istatistik yayımlandı:

Kaç kişi gitti?

Kaç kişi döndü?

Ne kadar döviz gönderildi?

Kaç ev yapıldı?

Kaç milyar avro ekonomiye kazandırıldı?

Bütün bunlar elbette önemlidir. Fakat gurbeti rakamlarla anlatamazsınız; çünkü gurbet, bir istatistik değildir.

Gurbet; bir annenin yıllarca kapıya bakması, bir babanın "Bu bayram gelir mi acaba?" diye iç geçirmesidir. Bir çocuğun dedesiyle aynı dili konuşamaması, bir torunun anneannesinin duasını tam anlayamamasıdır. Bir mezar taşının başında sessizce Fâtiha okumak, bir bavula yılların hasretini sığdırmaya çalışmaktır.

Gurbetçiler yalnızca yurt dışında yaşayan insanlar değildir; onlar, milletimizin sınırların ötesindeki emanetidir. Gittikleri ülkelerde alın teriyle çalışırken yalnız ailelerinin geçimini sağlamadılar; aynı zamanda milletlerinin vakarını, çalışkanlığını ve dürüstlüğünü de temsil ettiler.

İşçi, usta, mühendis, doktor, öğretmen, iş insanı, sanatkâr ve bilim insanı oldular. Dernekler kurdular, camiler inşa ettiler. Çocuklarını okutmaya çalıştılar; bazen başarılı oldular, bazen hata yaptılar ama hiçbir zaman memleketlerini yüreklerinden çıkaramadılar.

Bugün Anadolu'nun herhangi bir köyüne gidin; bir evin duvarında gurbetçinin emeğini, bir okulun temelinde onun katkısını, bir caminin taşında alın terini, bir öğrencinin eğitiminde ise gönderdiği bursu görürsünüz. Bunların hiçbiri manşet olmadı ama hepsi bu milletin sessiz tarihine yazıldı.

Artık yeni bir muhasebe yapmanın zamanı gelmiştir. Belki bugüne kadar gurbetçiye en çok şu soru soruldu: 

"Ne getirdin?" Artık başka bir soru sormalıyız: 

"Sen oralarda ne yaşadın?" İnanıyorum ki bu sorunun cevabı, hepimize yeni bir vicdan kazandıracaktır.


VASİYET


Buradan özellikle Türkiye'deki kardeşlerime seslenmek istiyorum: Yol kenarında yabancı plakalı bir otomobil gördüğünüzde, onu yalnızca Avrupa'dan gelen bir araba olarak görmeyin.

Belki direksiyonun başındaki insan aylarca bu izni beklemiştir.

Belki annesini son defa görebilmek için yola çıkmıştır.

Belki babasının mezarı başında Fâtiha okumaya gidiyordur.

Belki çocuğuna, "Bak evladım... Deden bu köyde büyüdü," diyebilmek için binlerce kilometre yol katetmiştir.

Ona gülümseyin, ona kolaylık gösterin. Çünkü o yalnızca memleketine gelmiyor; ömrünün eksik kalan tarafını tamamlamaya çalışıyor. Ona yol verin, tebessüm edin. Çünkü o sadece kilometreleri değil, ömrünü tüketiyor.


Buradan gurbetçi kardeşlerime de birkaç söz söylemek istiyorum: Çocuklarınızın elini hiç bırakmayın. Onlara yalnızca iyi bir meslek değil, iyi bir ahlâk da kazandırın. Yalnızca yabancı dil değil, Türkçe dua etmeyi de öğretin. Anneannelerinin masallarını, dedelerinin hatıralarını anlatın; köylerini, kabristanları gösterin. Nereden geldiklerini bilsinler. Çünkü kökünü unutan ağacın, ilk fırtınada ayakta kalması zordur.

Unutmayın; çocuklarınız iki medeniyet arasında sıkışmak zorunda değildir. İki medeniyetin güzelliklerini birlikte taşıyabilirler. Yeter ki onlara sağlam bir kimlik ve güçlü bir karakter bırakabilelim.

Yüce Rabbimiz bizlere şöyle dua etmeyi öğretmiştir:

"Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve nesillerimizden göz aydınlığı olacak evlatlar ihsan et ve bizi takvâ sahiplerine önder eyle." (Furkân, 25/74)

Bu dua, evladının geleceği için kaygı duyan bütün anne ve babaların duasıdır. Bugün bu duaya belki de en çok gurbetçilerin ihtiyacı vardır.

Rabbim yollarınızı açık eylesin. Direksiyonunuza emniyet, yüreğinize huzur, yuvanıza bereket ihsan eylesin. Anne ve babası hayatta olanlara onların kıymetini bilmeyi nasip etsin. Vefat etmiş geçmişlerimize rahmetiyle muamele eylesin; kabirlerini cennet bahçelerinden bir bahçe kılsın.


SON SÖZ


Bazı insanlar ömürleri boyunca aynı yolu yürürler. Onlar turist değildir, sıradan yolcu da değildir. Onlar, iki vatan arasında ömrünü tüketen, hasreti sabra dönüştüren, anne duasını azık, baba nasihatini pusula yapan; adı çok anılıp hikâyesi çok az dinlenen insanlardır.

Bu yazıyı; ömrünü iki vatan arasında tüketen, bir elinde ekmeğini diğer elinde memleket hasretini taşıyan ve çocuklarına köklerini unutturmamaya çalışan bütün gurbetçilere saygı ve muhabbetle ithaf ediyorum.

Unutmayalım; bazı yolculuklar tatil değildir, izin değildir. Hasret yolculuğudur.

Devam edecek

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder