15 Ocak 2026 Perşembe

FEMİNİZM I

 KADIN MESELESİNİ FEMİNİZME MAHKUM ETMEK (1)

 

Rüştü KAM 

05.01.2025 BERLİN

 

Kadın meselesi bugün neredeyse otomatik bir refleksle tek bir kelimeye bağlanıyor: Feminizm.

Sanki kadın hakkında konuşmak isteyen herkes, önce bu ideolojinin kapısından geçmek zorundaymış gibi.

Oysa bu dayatma artık sorgulanmalıdır.

Çünkü feminizm evrensel bir hak arayışı değildir.

Feminizm, Avrupa’nın kendi tarihsel utancının ürünüdür.

Kadının kilise tarafından yok sayıldığı, hukuki özne kabul edilmediği, eğitimden dışlandığı,

kamusal hayattan kovulduğu, hatta “insan olup olmadığının” tartışıldığı bir tarihin ürünüdür feminizm…

 

Evet, yanlış duymadınız.

Orta Çağ’da bazı kilise çevrelerinde ve konsil tartışmalarında, kadının “insan” sayılıp sayılmayacağı bile mesele edilmiş; “kadının ruhu var mı yok mu” sorusu bu zihniyetin bir yansıması olarak dolaşıma girmiştir.

Bu tarih, Avrupa’nın yüzleşmesi gereken bir utançtır.

Feminizm de işte bu utancın çocuğudur.

 

Ama şimdi sormak gerekir: Bu utanç İslam’a mı aittir?

Kur’an’ın indiği toplumla feminizmin doğduğu toplum aynı değildir.

Kur’an, kadını ontolojik olarak insan kabul eden, onu ahlaki ve hukuki özne kılan bir vahiydir.

Feminizm ise, kadının insanlığının bile inkâr edildiği bir medeniyetin geç kalmış itirazıdır.

O hâlde şu sorudan kaçamayız:

Avrupa’nın tarihsel günahlarına karşı üretilmiş bir ideoloji, bugün neden İslam’a uygulanmaya çalışılıyor?

Bugün İslam dünyasında yaşanan kadın sorunlarının kaynağı gerçekten vahiy midir?

Yoksa vahyin terk edilmesi, daraltılması ve geleneğin arkasına saklanılması mıdır?

Bu ayrımı yapmadan yürütülen her feminizm tartışması, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde İslam’ı sanık sandalyesine oturtmaktadır. Daha da vahimi, Müslümanlar bu ideolojik kurgunun, çoğu zaman gönüllü savunucuları hâline gelmektedir.

Sorun burada başlıyor.

Feminizm tartışması İslam dünyasında yanlış bir zeminde yürütülüyor.

Çünkü soru yanlış soruluyor.

“İslam kadınlara hak olarak ne verdi?” 

Sorulması gereken soru bu değildir:

Asıl soru şudur:

Feminizmin talep ettiği haklar, hangi tarihsel mahrumiyetlerin sonucudur?

Ve bu mahrumiyetler gerçekten İslam dünyasında mı yaşanmıştır?

 

Bugün yapılan şey açıktır: Avrupa merkezli bir ideoloji, sorgulanmadan evrensel bir hak dili gibi sunulmaktadır.

İslam, feminizmin sorularına cevap vermek zorunda bırakılmakta; Kur’an, ideolojik bir jürinin önünde savunma yapmaya zorlanmaktadır.

Bu kabul edilemez.

Kadın meselesi vahiy yerine ideoloji üzerinden okunmaya başlandığında, kadın hakları da kaçınılmaz olarak ideolojik bir çatışmanın parçası hâline gelir.

Kadın, hak sahibi bir insan olmaktan çıkar; hak arayan, sürekli mağdur, sürekli öfkeli bir kimliğe hapsedilir.

Bu yazı feminizmi “şeytanlaştırmak” için yazılmadı.

Ama onu dokunulmaz bir kurtarıcı olarak ilan etmeyi de reddediyor.

“İslami feminizm” gibi kavramlar ise ayrı bir problemdir.

Her uzlaşma çağrısı masum değildir.

Bazen uzlaşma adı altında talep edilen şey, bir medeniyetin kendi referanslarını terk etmesidir.

İslam, feminizmle güncellenmeye muhtaç değildir.

Kadın meselesi, feminizme mahkûm edilemeyecek kadar kıymetlidir ve derindir.

Vahiy ise bu meselenin dışında tutulamayacak kadar merkezîdir.

Mesele tam olarak şudur:

Kadını ideolojiler mi kurtaracak, yoksa insanı merkeze alan bir vahiy mi?

Soruyu doğru sormadan, hiçbir cevabın değeri yoktur.

Devam edecek

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder